10 Eylül 2026 Perşembe

Gürültüden Biraz Uzakta

 Gürültüden Biraz Uzakta

Politik konuları bugünlerde özellikle izlememeye çalışıyorum. Bir zamanlar gündemi yakından izlemeyi yurttaşlık sorumluluğunun doğal bir parçası sayardım. Şimdi ise insanın kendisine karşı da bir sorumluluğu olduğunu daha çok düşünüyorum. Ruhsal dengesini korumak, zihnini sürekli öfke ve kaygıyla doldurmamak da yaşamın önemli görevlerinden biri olmalı.

Elbette insan yaşadığı toplumdan bütünüyle uzaklaşamaz. Ülkesinde olup bitenler, istemese de yaşamının içine girer. Hukuk, adalet, özgürlük, yönetim anlayışı; bunların hiçbiri yalnızca politikacıların tartışma alanı değildir. Bir ülkenin havasını, insanların birbirine güvenini, geleceğe nasıl baktığını belirleyen temel konulardır.

Belki de bu nedenle beni en çok yoran konu adalet oluyor.

Adaletin yalnızca mahkemelerde verilen kararlarla ilgili olmadığını düşünüyorum. Adalet, insanın devlete duyduğu güvenle de ilgilidir. Aynı durumda bulunan insanlara aynı ölçünün uygulanacağına inanabilmekle ilgilidir. Gücü olanla olmayanın hukuk karşısında eşit olduğuna güvenebilmekle ilgilidir.

Ülkemizde zaman zaman tanık olduğumuz uygulamalara baktığımda bu konuda ciddi bir sıkıntı duyuyorum. Politikacıların ve onlarla birlikte hareket eden bazı üst düzey bürokratların davranışlarını anlamakta zorlanıyorum. Daha doğrusu, olup bitenleri yıllardır doğru bildiğim hukuk, kamu görevi, sorumluluk ve adalet ölçüleri içinde bir yere oturtamıyorum.

Açıkçası, akıl erdiremiyorum.

İnsan başlangıçta şaşırıyor. Sonra kızıyor. Sonra olup biteni anlamaya çalışıyor. Bir süre sonra aynı şeylerin yinelendiğini gördükçe yorgunluk başlıyor.

Belki en tehlikelisi de bu.

Çünkü yanlışın sürekli yinelenmesi, onu doğru yapmaz; ama insanları ona alıştırabilir. Bir toplumda asıl aşınma kimi zaman büyük olaylarla değil, yanlışın yavaş yavaş olağanlaşmasıyla başlar. Dün şaşırdığımız bir olaya bugün yalnızca başımızı çevirip bakıyor, yarın ise belki hiç bakmıyoruz.

İnsanın buna alışması da ayrı bir kaygı nedeni.

Ama öte yandan sürekli aynı gürültünün içinde yaşamak da insanı tüketiyor. Sabah açılan haberler, birbirini suçlayan insanlar, değişen sözler, değişmeyen tartışmalar, öfkeli başlıklar... Bir noktadan sonra insan dünyayı anlamak için değil, yalnızca bir sonraki tartışmayı öğrenmek için gündemi izlemeye başlıyor.

Ben bundan biraz uzaklaşmak istedim.

Kendimi araştırmaya verdim.

Şimdi günlerimin önemli bir bölümü kitapların, belgelerin ve notların arasında geçiyor. Okuyorum, araştırıyorum, karşılaştırıyorum. Kimi zaman binlerce yıl öncesine gidiyorum; Sümerlere, Hititlere, Yunanlara, Romalılara, Çin'e, Hindistan'a, eski inançlara, devletlere ve uygarlıklara bakıyorum.

İlginçtir, insan bugünden uzaklaştıkça kimi zaman bugünü daha iyi görebiliyor.

Çünkü tarih, insanın değişen yüzlerinin altında pek değişmeyen bazı yanlarını gösteriyor. Güç tutkusu, korku, çıkar, inanç, adalet arayışı, üstünlük duygusu, “biz” ve “onlar” ayrımı... Biçimler değişiyor ama insanın bazı temel eğilimleri yüzyıllar boyunca varlığını sürdürüyor.

Bu nedenle araştırmak benim için yalnızca bilgi edinmek değil. Bir bakıma dünyayla arama gerekli bir uzaklık koymak.

Sonra bir yerde duruyorum.

Kitapları kapatıyorum.

Şiir yazıyorum.

Şiirin bende başka bir yeri var. Araştırırken aklım önde gidiyor; şiirde ise belleğim, duygularım ve yılların biriktirdikleri söze karışıyor. Araştırmada bir şeyi açıklamaya çalışıyorum, şiirde ise kimi zaman açıklamak istemiyorum. Bir görüntünün, bir ağacın, bir adın, bir gün batımının taşıdığı duygunun kendi başına konuşmasına izin veriyorum.

Belki de insanın yalnızca dünyayı anlamaya değil, zaman zaman dünyadan korunmaya da gereksinimi var.

Yaş ilerledikçe bunu daha iyi anlıyor insan.

Her haberi bilmek zorunda değiliz. Her tartışmanın içinde bulunmak zorunda değiliz. Her yanlış karşısında kendimizi tüketmek de doğru olmayabilir.

Bu, duyarsızlaşmak değildir.

Tam tersine, duyarlılığımızı koruyabilmek için zaman zaman gürültüden uzaklaşmaktır.

İnsanın dünyaya karşı sorumlulukları vardır. Ama kendisine karşı da vardır.

Kimi zaman yaşadığımız zamanı anlamaya çalışmaktan çok, o zamanın bizi değiştirmesine ne kadar izin vereceğimizi düşünmemiz gerekir.

Ben bugünlerde biraz bunu yapıyorum.

Okuyorum.

Araştırıyorum.

Düşünüyorum.

Arada şiir yazıyorum.

Ve galiba dışarıdaki düzensizlik karşısında, kendi içimde küçük bir düzen kurmaya çalışıyorum.

Osman Karadağ

8 Eylül 2026

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder