Gürültüden Biraz Uzakta
Politik konuları bugünlerde özellikle izlememeye
çalışıyorum. Bir zamanlar gündemi yakından izlemeyi yurttaşlık sorumluluğunun
doğal bir parçası sayardım. Şimdi ise insanın kendisine karşı da bir
sorumluluğu olduğunu daha çok düşünüyorum. Ruhsal dengesini korumak, zihnini
sürekli öfke ve kaygıyla doldurmamak da yaşamın önemli görevlerinden biri
olmalı.
Elbette insan yaşadığı toplumdan bütünüyle uzaklaşamaz.
Ülkesinde olup bitenler, istemese de yaşamının içine girer. Hukuk, adalet,
özgürlük, yönetim anlayışı; bunların hiçbiri yalnızca politikacıların tartışma
alanı değildir. Bir ülkenin havasını, insanların birbirine güvenini, geleceğe
nasıl baktığını belirleyen temel konulardır.
Belki de bu nedenle beni en çok yoran konu adalet oluyor.
Adaletin yalnızca mahkemelerde verilen kararlarla ilgili
olmadığını düşünüyorum. Adalet, insanın devlete duyduğu güvenle de ilgilidir.
Aynı durumda bulunan insanlara aynı ölçünün uygulanacağına inanabilmekle
ilgilidir. Gücü olanla olmayanın hukuk karşısında eşit olduğuna güvenebilmekle
ilgilidir.
Ülkemizde zaman zaman tanık olduğumuz uygulamalara
baktığımda bu konuda ciddi bir sıkıntı duyuyorum. Politikacıların ve onlarla
birlikte hareket eden bazı üst düzey bürokratların davranışlarını anlamakta
zorlanıyorum. Daha doğrusu, olup bitenleri yıllardır doğru bildiğim hukuk, kamu
görevi, sorumluluk ve adalet ölçüleri içinde bir yere oturtamıyorum.
Açıkçası, akıl erdiremiyorum.
İnsan başlangıçta şaşırıyor. Sonra kızıyor. Sonra olup
biteni anlamaya çalışıyor. Bir süre sonra aynı şeylerin yinelendiğini gördükçe
yorgunluk başlıyor.
Belki en tehlikelisi de bu.
Çünkü yanlışın sürekli yinelenmesi, onu doğru yapmaz; ama
insanları ona alıştırabilir. Bir toplumda asıl aşınma kimi zaman büyük
olaylarla değil, yanlışın yavaş yavaş olağanlaşmasıyla başlar. Dün şaşırdığımız
bir olaya bugün yalnızca başımızı çevirip bakıyor, yarın ise belki hiç
bakmıyoruz.
İnsanın buna alışması da ayrı bir kaygı nedeni.
Ama öte yandan sürekli aynı gürültünün içinde yaşamak da
insanı tüketiyor. Sabah açılan haberler, birbirini suçlayan insanlar, değişen
sözler, değişmeyen tartışmalar, öfkeli başlıklar... Bir noktadan sonra insan
dünyayı anlamak için değil, yalnızca bir sonraki tartışmayı öğrenmek için
gündemi izlemeye başlıyor.
Ben bundan biraz uzaklaşmak istedim.
Kendimi araştırmaya verdim.
Şimdi günlerimin önemli bir bölümü kitapların, belgelerin
ve notların arasında geçiyor. Okuyorum, araştırıyorum, karşılaştırıyorum. Kimi
zaman binlerce yıl öncesine gidiyorum; Sümerlere, Hititlere, Yunanlara,
Romalılara, Çin'e, Hindistan'a, eski inançlara, devletlere ve uygarlıklara
bakıyorum.
İlginçtir, insan bugünden uzaklaştıkça kimi zaman bugünü
daha iyi görebiliyor.
Çünkü tarih, insanın değişen yüzlerinin altında pek
değişmeyen bazı yanlarını gösteriyor. Güç tutkusu, korku, çıkar, inanç, adalet
arayışı, üstünlük duygusu, “biz” ve “onlar” ayrımı... Biçimler değişiyor ama
insanın bazı temel eğilimleri yüzyıllar boyunca varlığını sürdürüyor.
Bu nedenle araştırmak benim için yalnızca bilgi edinmek
değil. Bir bakıma dünyayla arama gerekli bir uzaklık koymak.
Sonra bir yerde duruyorum.
Kitapları kapatıyorum.
Şiir yazıyorum.
Şiirin bende başka bir yeri var. Araştırırken aklım önde
gidiyor; şiirde ise belleğim, duygularım ve yılların biriktirdikleri söze
karışıyor. Araştırmada bir şeyi açıklamaya çalışıyorum, şiirde ise kimi zaman
açıklamak istemiyorum. Bir görüntünün, bir ağacın, bir adın, bir gün batımının
taşıdığı duygunun kendi başına konuşmasına izin veriyorum.
Belki de insanın yalnızca dünyayı anlamaya değil, zaman
zaman dünyadan korunmaya da gereksinimi var.
Yaş ilerledikçe bunu daha iyi anlıyor insan.
Her haberi bilmek zorunda değiliz. Her tartışmanın içinde
bulunmak zorunda değiliz. Her yanlış karşısında kendimizi tüketmek de doğru
olmayabilir.
Bu, duyarsızlaşmak değildir.
Tam tersine, duyarlılığımızı koruyabilmek için zaman
zaman gürültüden uzaklaşmaktır.
İnsanın dünyaya karşı sorumlulukları vardır. Ama
kendisine karşı da vardır.
Kimi zaman yaşadığımız zamanı anlamaya çalışmaktan çok, o
zamanın bizi değiştirmesine ne kadar izin vereceğimizi düşünmemiz gerekir.
Ben bugünlerde biraz bunu yapıyorum.
Okuyorum.
Araştırıyorum.
Düşünüyorum.
Arada şiir yazıyorum.
Ve galiba dışarıdaki düzensizlik karşısında, kendi içimde
küçük bir düzen kurmaya çalışıyorum.
Osman Karadağ
8 Eylül 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder