9 Ocak 2026 Cuma

Laiklik mi, Sekülerlik mi?

Laiklik mi, Sekülerlik mi?

Aynı Sanılan İki Kavramın Farklı Tarihleri

Değerli okurlar,

Laiklik ile sekülerlik kavramları zaman zaman birbirlerinin yerine kullanılıyor, ancak aralarında tarihsel bakımdan çok derin farklılıklar var. Bu çalışmada laiklik ve sekülerlik kavramlarının tarihsel, hukuki, sosyolojik ve felsefi yönlerini ayrıntılı şekilde karşılaştıracağım. Özellikle etimolojik kökenleri, Batı ve Türkiye'deki tarihsel gelişimleri, anayasal ve hukuki bağlamdaki farkları, felsefi yaklaşımlar ve çeşitli ülke örnekleri (Fransa, ABD, Türkiye) dahil olmak üzere geniş kapsamlı bir inceleme sunacağım.

*

Laiklik ve sekülerlik, modern dünyanın en çok tartışılan ama en az netleştirilen kavramları arasında yer alıyor. Gazete köşelerinde, televizyon tartışmalarında ya da politik söylemlerde bu iki sözcük çoğu zaman birbirinin yerine kullanılıyor. Oysa bu kavramlar farklı kökenleri yanında farklı sorunlara yanıt verir, farklı alanlarda işlev görür. Biri devletin nasıl yönetileceğiyle ilgilidir, diğeri toplumun ve bireyin zaman içinde nasıl dönüştüğüyle.

Bu ayrımı netleştirmeden demokrasi, çoğulculuk, din özgürlüğü ya da kamusal alan tartışmalarını sağlıklı biçimde yürütmek zordur.

Sözcüklerin Belleği: Laiklik ve Sekülerlik Nereden Gelir?

“Laiklik” sözcüğü Yunanca laïkós sözcüğünden türemiştir ve “ruhani olmayan”, “halktan olan” anlamına gelir. Ortaçağ Avrupa’sında bu terim, din adamı olmayanları tanımlamak için kullanılırken, modern çağda politik bir anlam kazanmıştır. Bugün laiklik dendiğinde, devletin herhangi bir dini esas almaması, hukuki ve politik kararlarını kutsal metinlere dayandırmaması ve tüm inançlara eşit mesafede durması anlaşılır.

“Sekülerlik” ise Latince saeculumdan gelir; “çağ”, “bu dünya”, “dünyevi olan” anlamlarını taşır. Sosyolojide sekülerlik, dinin toplumsal yaşamdaki belirleyici gücünün azalmasını ifade eder. Bu azalma her zaman inançsızlık anlamına gelmez; çoğu zaman dinin kamusal zorlayıcılığını kaybedip bireysel tercihler alanına çekilmesi anlamına gelir.

Bu nedenle literatürde sıkça vurgulanan ayrım şudur: Laiklik bir normdur, sekülerlik bir süreçtir. Biri hukuki ve politik bir düzenleme biçimi, diğeri tarihsel ve toplumsal bir dönüşümdür.

Batı’da Farklı Yollar: Fransa, ABD ve İngiltere

Laiklik ve sekülerlik arasındaki fark, Batı ülkelerinin deneyimlerinde açık biçimde gözlemlenir.

Fransa’da laiklik, 1789 Devrimi’nin Kilise karşıtı mirasıyla biçimlenmiştir. 1905 tarihli Kilise–Devlet Ayrılığı Yasası, yalnızca devletin resmi dininin olmamasını değil, kamusal alanın dinsel etkilerden arındırılmasını da hedeflemiştir. Fransız laïcité anlayışında devlet “pasif bir tarafsızlık” sergilemez; kamusal alanı düzenler, dini görünürlüğü sınırlandırır. Okullarda dini sembollere yönelik yasaklar bu yaklaşımın somut örnekleridir.

ABD’de ise farklı bir yol izlenmiştir. Anayasa’nın Birinci Değişikliği, devletin bir dini tesis etmesini yasaklar (establishment clause) ve bireylerin dinsel özgürlüklerini güvence altına alır (free exercise clause). Burada amaç, dini kamusal yaşamdan çıkarmak değil, devletin din alanında hakem rolüne soyunmasını engellemektir. Sonuçta ABD, resmi olarak seküler bir devlettir; ancak toplumsal düzeyde oldukça dindar bir ülkedir.

İngiltere bu iki modelin dışında kalır. Anglikan Kilisesi hala devletle sembolik bağlarını korur; kraliyet ve kilise iç içedir. Buna karşın İngiliz toplumu ve hukuk sistemi büyük ölçüde sekülerleşmiştir. Bu örnek, laikliğin olmamasının sekülerleşmeye engel olmadığını gösterir.

Türkiye’deki Durum

Türkiye’de laiklik, Batı’daki örneklerden farklı olarak, devlet eliyle yürütülen bir modernleşme projesinin parçası olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nda şer’i ve örfi hukuk yan yana varlığını sürdürmüş; 19. yüzyılda Mecelle gibi düzenlemelerle hukukun sekülerleşmesine yönelik ilk adımlar atılmıştır.

Cumhuriyet döneminde ise laiklik, yeni devletin kurucu ilkelerinden biri haline gelmiştir. Halifeliğin kaldırılması, anayasanın dinden arındırılması, tekke ve zaviyelerin kapatılması, eğitim ve hukuk sisteminin seküler temeller üzerine kurulması bu dönüşümün parçalarıdır.

Ancak Türkiye’de laiklik, din ile devletin tümüyle ayrılması anlamına gelmez. Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kurumlarla devlet, dini alanı düzenleyen ve denetleyen güçlü bir aktör olmayı sürdürür. Bu durum, Türkiye laikliğinin hem “dışlayıcı” hem de “müdahaleci” yönler taşımasına yol açmıştır.

Toplum, Modernlik ve İnanç: Kuramsal Yaklaşımlar

Sosyologlar sekülerleşmeyi modernliğin temel dinamiklerinden biri olarak ele alır. Max Weber, modern dünyayı “büyüden arınmış” bir dünya olarak tanımlar; akıl, bürokrasi ve hukuk kutsal otoritelerin yerini alır. Émile Durkheim ise dinin toplumsal bütünleşme işlevine dikkat çeker ve seküler toplumlarda bu işlevin ulus, vatandaşlık ve sivil değerler tarafından üstlenildiğini savunur.

Charles Taylor’ın katkısı ise özellikle önemlidir: Ona göre seküler çağ, insanların artık inanmak zorunda olmadığı bir çağdır. İnanç, tek geçerli seçenek olmaktan çıkmış; bireysel ve tartışmalı bir tercih haline gelmiştir.

Bu çerçeve, sekülerleşmenin yalnızca “dinsizlik” olarak okunamayacağını gösterir.

Bugünün Tartışmaları: Laiklik Nereye Kadar?

Günümüzde tartışma, laikliğin gerekliliğinden çok, nasıl uygulanacağı üzerine yoğunlaşır. Türkiye’de bir yandan geçmişteki uygulamaların “baskıcı laiklik” yarattığı eleştirileri, diğer yandan laikliğin aşındırıldığına ilişkin kaygılar dile getirilir. Fransa’da ise laïciténin çokkültürlü toplum yapısıyla ne ölçüde uyumlu olduğu sorgulanır.

Ortak sorun şudur: Laiklik, devletin tarafsızlığını koruyan bir ilke olmaktan çıkıp ideolojik bir araca dönüştüğünde, özgürlükleri sınırlayabilir.

Sonuç: Ayrı Ama Birlikte

Laiklik ve sekülerlik aynı kavram değildir; ama birbirini tamamlar. Laiklik, devletin sınırlarını çizer. Sekülerlik ise toplumun kendi iç dinamikleriyle yaşadığı dönüşümü anlatır. Sağlıklı bir demokratik düzen, laikliği dar ve net bir hukuki ilke olarak korurken, sekülerleşmeyi bireylerin tercihine ve toplumsal evrime bırakabilmelidir.

Bu denge, modern toplumların bitmeyen sorusudur- onu değerli kılan da budur.

Esenlikler diliyorum.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder