27 Aralık 2025 Cumartesi

Tarihi Özümseyememenin Olumsuz Örnekleriyle Özümseyenin Başarı Örneği

Tarihi Özümseyememenin Olumsuz Örnekleriyle Özümseyenin Başarı Örneği

Giriş

Tarih, toplumların ve önderlerin yaşadıklarını koruyan bir bellektir. Ancak bu anıların gerçek değeri yalnızca saklanmalarına değil, üzerinde düşünülüp çözümlenerek ders çıkarılmalarına bağlıdır. Önderlik ve büyük strateji alanında sık rastlanan bir gerçek vardır: geçmişten ders almayan aktörler benzer yıkımlarla yeniden karşılaşır. Buna “stratejik unutkanlık” (strategic amnesia) deniyor.

Bu yazıda tarihte yaşanmış beş büyük seferi irdeliyorum: Pers Kralı Darius'un İskit Seferi (MÖ 513/512), İsveç Karlı XII. Karl'ın Poltava yenilgisi (1709), Napolyon'un Rusya Seferi (1812), Hitler'in Barbarossa (1941) ve Mustafa Kemal Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı (1919–1923). Buradaki ilk dört örnek stratejik bellek yokluğu yüzünden yinelenen hata örüntülerini açığa çıkarırken son örnek bir başarı öyküsüdür.

Tarih felsefesi bize bir çelişki verir: Hegel'in belirttiği gibi, insanlar bazen tarihten ders almaz. Aydınlanma düşüncesinde (Bacon, Comte) geçmişten öğrenmenin gücü vurgulanır; ama büyük stratejide yine aynı tuzaklara düşülür. Neden? Çünkü bilgi tek başına yetmez; bilgi kurumsallaşmaz, paylaşılmaz, günün koşullarına uyarlanmazsa unutulur.

Yinelenen hataların ortak kökleri açıktır. Birincisi, lojistik yetersizliğidir: uzun ikmal hatları, eksik stok ve zayıf ikmal planı. Napolyon ve Barbarossa bunu acı biçimde gösterdi. İkincisi, coğrafi etkenlerin yanlış okunması: iklim, arazi ve mevsim hesaba katılmazsa askeri güç erir. Üçüncüsü, yerel desteğin göz ardı edilmesi; istilacı güç halkı kazanamazsa tedarik ve istihbarat çöker. Dördüncüsü, önderin aşırı özgüveni ve merkeziyetçilik: esneklik yoksa hata düzeltilemez. Son olarak, kurumsal bellek kurulmaz; yapılan hatalar yazılı kural haline gelmez.

Karşı örnek de var: Atatürk'ün Kurtuluş Savaşında görülenler. Burada halk seferber edildi; lojistik ve eğitim önemsendi; diplomasi zaman kazandırdı; komuta esnek kullanıldı. Yani geçmişten öğrenme, uygulamaya döküldü. Bu, stratejik belleğin işe dönüştüğü örnektir.

Neden aynı hatalar yinelenir? Kısacası: politik ve kurumsal baskılar kısa erimi öne çıkarır; övünme kültürü hataları gizletir; bilgi paylaşımı zayıftır; ders çıkarmak için zorunlu olay sonu değerlendirme düzenekleri yoktur. Ayrıca yeni teknolojiler ve çevre koşulları eski alışkanlıklarla yanlış okunur.

Büyük Strateji ve Stratejik Bellek

Büyük strateji, Paul Kennedy'nin belirttiği gibi bir devletin tüm kaynaklarını uzun erimli amaçlara göre düzenleme sanatıdır. Bu yalnızca askeri güç değildir; ekonomi, diplomasi, teknoloji ve politik amaç da işin içindedir. Carl von Clausewitz'in "savaş, siyasetin başka araçlarla sürmesidir" sözü, askeri eylemin politik amaçtan koparılamayacağını ve bu geniş kapsamlı bütünlüğün ayrılmaz bir parçası olduğunu anımsatır.

Stratejik bellek ise geçmiş başarı ve hataların kurum içinde kayıtlı, öğrenilmiş ve yeni kararlara rehberlik eden duruma gelmesidir. Ancak bir çelişki vardır: Hegel'in keskin sözü burada tersine köşe yapar—insanlar bazen tarihten öğrendiğini sanır ama aynı hataları yineler. Bunun nedenleri yalındır: bilgi tek başına yetmez; bilgi kurumsallaşmaz, paylaşılmaz veya yeni koşullara uyarlanmazsa unutulur.

Doğrudan ve Dolaylı Yaklaşım

Stratejide en kısa ve en doğrudan yol çoğu zaman yanıltıcıdır. Hızla sonuca ulaşma isteği, beklenmedik engeller karşısında ağır yenilgilere dönüşebilir. Luttwak ve Liddell Hart’ın işaret ettiği gibi, dolaylı ve şaşırtıcı hamleler genellikle daha kalıcı sonuçlar üretir. Tarih bunu defalarca göstermiştir: Fransa, Maginot Hattı’yla güvenliğini betonlaştıramamış; Napolyon ve Hitler, Rusya’nın coğrafyasını ve iklimini küçümseyerek ordularını tüketmiş; 2003 Irak müdahalesi ise askeri gücün toplumsal ve siyasal gerçekleri tek başına aşamayacağını ortaya koymuştur.

Bu örneklerin ortak noktası açıktır: İkmal ve lojistik hesapsız bırakıldığında güç hızla erir, coğrafya yanlış okunduğunda planlar çöker, yerel destek kazanılmadığında başarı kalıcı olmaz. Hedefler eldeki kaynakları aştığında ve kararlar tek elde toplandığında esneklik kaybolur. Üstelik geçmişten öğrenilmezse, aynı hatalar yeni adlarla yeniden sahneye çıkar.

Ortak Hata Örüntüleri

Tarih boyunca yaşanan yenilgilerin çoğu, aslında birbirine benzeyen hatalardan doğar. En başta, ikmal ve lojistik göz ardı edilir; yiyecek, mühimmat ve insan gücü doğru planlanmadığında en güçlü ordular bile kısa sürede tükenir. Coğrafya ve iklim doğru okunmadığında, yani arazi koşulları ve hava şartları hesaba katılmadığında, kâğıt üzerindeki planlar sahada hızla dağılır.

Bir başka yaygın yanılgı, yerel halkın desteğini önemsiz görmektir. Oysa halkın rızası olmadan kazanılan başarılar geçici kalır. Aynı şekilde, hedefler eldeki imkanları aştığında yenilgi neredeyse kaçınılmazdır. Buna bir de kararların tek bir merkezde toplanması ve önderlerin aşırı özgüveni eklendiğinde, hatalar zamanında fark edilmez ve düzeltilemez.

Son olarak, geçmiş deneyimlerden ders çıkarılmadığında tarih kendini tekrar eder. Yaşananlar kayda geçirilmez ve kuşaktan kuşağa aktarılmazsa, eski yanlışlar yeni koşullarda yeniden sahneye çıkar.

Ruhbilimsel ve Toplumbilimsel Kökler

Karar alma süreçleri çoğu zaman yalnızca bilgi eksikliğinden değil, insanın ve kurumların doğasından kaynaklanan psikolojik ve toplumsal etkenler yüzünden de bozulur. İnsanlar gücü ellerinde topladıkça, kendi yeteneklerini ve öngörülerini abartmaya eğilimlidir. Napolyon ve Hitler örneklerinde görüldüğü gibi, bu aşırı güven gerçekliği görmeyi zorlaştırır ve felaketle sonuçlanan kararların önünü açar.

Bir başka yaygın sorun, insanların yalnızca zaten inandıkları şeyleri doğrulayan bilgilere kulak vermesidir. Doğrulama önyargısı denen bu durum, ters yöndeki uyarıların yok sayılmasına yol açar. Pearl Harbor öncesi istihbarat raporları ya da 2003 Irak Savaşı süreci, bu körlüğün nasıl ağır bedeller doğurduğunu açıkça gösterir. Benzer şekilde, karar vericiler çoğu zaman riskleri küçümser, süreyi ve maliyeti olduğundan az hesaplar. Planlama yanılgısı adı verilen bu hata, Schlieffen Planı’ndan Vietnam ve Afganistan müdahalelerine kadar birçok örnekte tekrar eder.

Kararlar bir grup içinde alındığında ise başka bir tehlike ortaya çıkar: grup düşüncesi. Uyum baskısı yüzünden farklı sesler susturulur, eleştirel akıl devre dışı kalır. Domuzlar Körfezi (Not) çıkarması ve Vietnam’daki karar süreçleri, bu sessizliğin nelere yol açabileceğini göstermiştir. İlk örnekte ABD yönetiminde karşı görüşler bastırıldığı için planın zayıflıkları tartışılmadı; sonuç, kısa sürede çöken bir işgal girişimi oldu. İkincisinde ise üst yönetimde itirazlar susturuldu, savaşın kazanılamayacağına dair uyarılar görmezden gelindi; bu da uzun, yıpratıcı ve başarısız bir savaşa yol açtı.

Not: Domuzlar Körfezi, Küba’nın güneyinde, Karayip Denizi kıyısında yer alır. İspanyolca adı Bahía de Cochinos

Toplumsal düzeyde bakıldığında sorunlar daha da derinleşir. Max Weber’in sözünü ettiği karizmatik otorite, kurumların kişilere aşırı bağımlı hale gelmesine neden olur. Michel Crozier’in tanımladığı kurumsal körlük ve tıkanmalar, değişime direnci artırır. Edgar Schein’in vurguladığı örgüt kültürü ise, hatalardan öğrenmek yerine onları normalleştirebilir. Üstelik Karl Mannheim’ın işaret ettiği kuşaklar arası aktarım sorunları nedeniyle geçmiş deneyimler sağlıklı biçimde devredilemez ve kurumsal hafıza giderek aşınır.

Bu tabloyu anlamak için altı temel başlık öne çıkar. Önce, ikmal ve sürdürülebilirliği kapsayan lojistik planlama gelir. Ardından coğrafya ve iklimin strateji üzerindeki etkisi, düşmanın niyet ve kapasitesini doğru okumayı sağlayan istihbarat, hedeflerle kaynaklar arasındaki denge, liderlerin psikolojisi ve son olarak kurumların deneyimlerden öğrenme yetisi gelir. Bu ölçütler, Clausewitz’ten Peter Senge’ye uzanan kuramsal yaklaşımlar ve tarihsel örneklerle birlikte ele alındığında, başarısızlıkların yalnızca dış koşullardan değil, insan aklının ve kurumların sınırlarından da kaynaklandığı açıkça görülür.

Dört Başarısız Bir Başarı Örneği

Tarih bir dizi usta dersi fısıldar—çoğu zaman kan ve açmazlarla yazılmış dersler. Aşağıdaki beş öykü, güç ile gerçeklik arasındaki kopukluğu, aptalca ısrarları ve doğru öğrenmenin nasıl zafer getirdiğini gösterir.

Darius ve İskitler — Güç yetmez, uyum gerekir: Büyük bir Pers ordusu Tuna’yı geçti; amaç İskitleri ezmek, imparatorluğun otoritesini pekiştirmekti. Ne var ki İskitler savaş meydanında karşılaşmayı reddedip toprağı yakıp suyu kirleterek Perslerin ikmal zincirini kestiler. Devasa ordunun yiyeceksiz, susuz ve moral bozukluğu içinde geri çekilmesi, gösterdi ki kaba güç, hareketli taktiklere ve çevresel gerçeğe uyamazsa işlevsiz kalır.

XII. Karl ve Poltava — Geçmişin derslerini okumamak pahalıdır: İsveç kralı Karl, soğuk bir kışta Ukrayna bozkırlarına ilerledi. Tarihsel örnekler ve iklim verileri onu uyarmıştı ama ısrarı sürdü. Don, açlık ve uzayan ikmal hatları ordusunu paramparça etti. Poltava, sadece bir yenilgi değil; geçmişin hatalarını tekrar etmenin nasıl ulusal felakete dönüştüğünün simgesidir.

Napolyon’un Rusya seferi — Lojistik her şeydir: Grande Armée Moskova’ya yürüdü; ama Rusların derin çekilmesi ve yakıp-yıkma taktikleri Fransızları yiyeceksiz bıraktı. Boşaltılmış ve yanan bir Moskova ile dondurucu kış, ordunun sonunu hazırladı. Bu sefer, stratejinin merkezinde lojistiğin yattığını acı biçimde öğretti.

Barbarossa — İdeoloji gerçeği kör eder: Hitler’in Sovyetler’e saldırısı büyük idealler ve hız hayalleriyle başladı fakat ideolojik saplantılar, düşmanın gücünü hafife almaya ve ikmal hatlarını göz ardı etmeye yol açtı. Komuta içindeki itirazların bastırılması (groupthink) hataları derinleştirdi. Sonuç: Stalingrad, Kursk ve milyonlara varan kayıp—ideallerin akılcılığı gölgelemesine verilen bedel.

Atatürk ve Kurtuluş Savaşı — Öğrenen örgütün zaferi: Karşıt bir örnek: Atatürk, geçmişten ders alıp sınırlı kaynakları stratejik noktalarda yoğunlaştırdı, esnek savunma yaptı ve komutanlarıyla birlikte hızlı karar döngüleri kurdu. Sakarya’dan Büyük Taarruz’a uzanan süreç, örgütsel öğrenme, lojistik disiplin ve tarihsel farkındalıkla nasıl başarı kazanılacağını gösterir.

Ne öğretir bunlar?

Bu olayların ortak dersi basit: güç tek başına yeterli değil—lojistik, çevresel gerçekçilik, tarihsel analiz, eleştirel karar alma ve kurumların öğrenme yetisi belirleyicidir. Tarihsel gafletleri tekrar edenler çöker; öğrenip uyum sağlayanlar ise zor koşullarda bile zafer kazanır.

Son Söz: Atatürk'ün Entelektüel Mirası

Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir” sözü, bu çalışmanın temel iletisini özlü biçimde ifade eder. Bu yaklaşım, bilimsel bilgiye ve tarihsel çözümlemeye dayanmayan hiçbir stratejik başarının kalıcı olamayacağını vurgular. Akıl, deneyim ve eleştirel düşünceyle desteklenmeyen kararlar ise kaçınılmaz olarak tekrar eden hatalara yol açar.

Modern önderlik, yalnızca karizma ya da ideallere bağlı kararlılıkla sınırlı olamaz; dizgeli öğrenmeye, çözümleyici düşünceye ve güçlü bir tarih bilincine dayanmak zorundadır. Darius, XII. Karl, Napolyon ve Hitler’in yaşadığı trajediler, bu niteliklerin yokluğunun nasıl ağır bedeller doğurduğunu açıkça gösterir. Atatürk’ün başarısı ise, stratejik belleğe dayanan ve koşullara uyum sağlayabilen bir önderliğin neleri mümkün kılabileceğinin somut kanıtıdır.

Her harekât bitince durup neden başarısız ya da başarılı olunduğu yazıya dökülmeli ve kurala dönüştürülmelidir. Planlamaya lojistik, coğrafya ve mevsim öncelikle konulmalı; yerel halk ve sivil kapasite kazanılmadan başarı kalıcı olmaz. Komuta esnek olmalı, saha komutanlarına inisiyatif verilmeli. Öğrenilenler kişisel hafızada kalmayıp okullar ve arşivlerle kurumsallaştırılmalıdır.

Esenlikler diliyorum.

Kaynakça

Arreguin-Toft, I. (2005). How the Weak Win Wars: A Theory of Asymmetric Conflict. Cambridge: Cambridge University Press.

Camrea, C. (2016). Scythian tactics and strategy: Scorched earth victories – Part II. Ancient History Encyclopedia.

Chandler, D. G. (1995). The campaigns of Napoleon. New York: Scribner.

Clausewitz, C. von. (1832/1984). On War (M. Howard & P. Paret, Trans.). Princeton University Press.

Glantz, D. M., & House, J. M. (1995). When titans clashed: How the Red Army stopped Hitler. Lawrence: University Press of Kansas.

*Hart, B. H. Liddell* (1954). Strategy: The Indirect Approach. London: Faber & Faber.

Hatton, R. M. (1968). Charles XII of Sweden. London: Weidenfeld and Nicolson.

Herodotus. (2003). The histories (A. de Sélincourt, Trans.). London: Penguin Classics. (Özgün eser M.Ö. 430)

Janis, I. L. (1972). Victims of Groupthink. Boston: Houghton Mifflin.

Kahneman, D. (2011). Thinking, Fast and Slow. New York: Farrar, Straus and Giroux.

Kennedy, P. (1987). The Rise and Fall of the Great Powers. New York: Random House.

Kinross, Lord (1964). Atatürk: The Rebirth of a Nation. London: Weidenfeld & Nicolson.

Liddell Hart, B. H. (1954/1991). Strategy: The Indirect Approach. London: Faber and Faber.

Luttwak, E. (1987). Strategy: The Logic of War and Peace. Cambridge: Harvard University Press.

Mango, A. (1999). Atatürk: The Biography of the Founder of Modern Turkey. London: Overlook Press.

Overy, R. (1997). Russia's War: A History of the Soviet War Effort, 1941-1945. London: Penguin.

Senge, P. (1990). The Fifth Discipline. New York: Doubleday.

Shaw, S. J. (1977). From Empire to Republic: The Turkish War of National Liberation 1918-1923. Ankara: Turkish Historical Society.

Tuchman, B. (1984). The March of Folly. New York: Knopf.

Van Creveld, M. (1977). Supplying War: Logistics from Wallenstein to Patton. Cambridge University Press.

Zamoyski, A. (2004). Moscow 1812: Napoleon's fatal march. London: HarperCollins.

Zürcher, E. J. (2004). Turkey: A Modern History. London: I.B. Tauris.

 

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder