10 Şubat 2026 Salı

Yapay Zeka Kaygısı Üzerine Bir Değerlendirme

 Yapay Zeka Kaygısı Üzerine Bir Değerlendirme

Yontulan İnsan: Çekiçten Yapay Zekâya

Değerli Okurlar,

İnsan, tarih boyunca ürettiklerinden hep korktu. Ama hiçbir zaman korkusunu gerekçe gösterip durmadı.

Son günlerde gündemimiz "Yapay Zeka" ve onun getirdiği kaygılarla dolu. Korkutucu senaryolar, distopik tahminler havada uçuşuyor. Ancak ben bu konuyu, güncelin gürültüsünden sıyrılıp, insanlık tarihinin sessiz bilgeliğiyle irdelemek istiyorum.

İnsanlık tarihine baktığımızda, ürettiğimiz her yeni araçta bize hep bir "korku" eşlik etmiştir. Ateşi bulduğumuzda yanmaktan, matbaayı kurduğumuzda belleğimizi yitirmekten korktuk. Ama insan, korkusuna rağmen asla durmadı.

İki ayağı üzerine ilk kalktığında dünya ona biraz daha yakınlaştı; ufku genişledi. O an, insanın fiziksel olarak elleri boşalmıştı belki ama zihni dolmaya başlamıştı. Taşı eline aldı ve aslında taşı yontarken kendini de yontmaya başladı.

Toprağı kazdı, zamanı ekti. Tekerleği döndürdü, mesafeleri dize getirdi. Tekneyi icat etti, okyanusları aştı. Her yeni icatla, dünyayı yeniden biçimlendirdi.

Tarihin her kırılma anında birileri çıkıp "Buraya kadar! Bu kadarı felaket getirir" dedi. Ama insan oralı olmadı. Çünkü biz durmayı seçen bir tür değiliz; hep ufkun ötesini merak ettik, hep bir sonraki adımı düşündük.

Bugün ise karşımızda Yapay Zeka var. Adı var, cismi yok; etkisi devasa. Korkusu tanıdık ama bu kez daha derin. Çünkü önceki tüm araçlar insanın elini ve kolunu uzatmıştı; yapay zeka ise insanın aklını uzatıyor. Milyonlarca yıllık evrim sürecinin sonunda, "insan olmanın" tanımı yeniden yazılıyor.

Evet, ellerimiz yine boş; fiziksel işleri makinelere devrediyoruz. Ama bu kez dolması gereken yer yalnızca akıl değil; vicdan, etik değerler ve sorumluluk bilincidir. Bu kez mesele, yalnızca teknolojiyi nasıl kullanacağımız değil; insanın kendine nasıl bakacağı meselesidir.

Unutmayalım; yapay zeka bir son değil, bir mihenk taşıdır. O, varoluşumuzu sınayan ve bize şu soruyu soran bir aynadır:

"İnsan olarak kalmayı nasıl başaracaksın? Ne olmayı seçiyorsun?"

Gelecek bir uçurum değildir; yürüne yürüne, adım adım açılan bir yoldur. Ve bu evrende o yolu nasıl yürüyeceğini, yani "nasılı" bilen tek varlık insandır. Yalnızca bilen değil; düşünen, sorgulayan ve anlam arayan tek varlık…

İnsan, yontuldukça büyür. Kendi korkusunu aşar, kendi aklını keşfeder. Yeter ki, yürürken direksiyonda kimin olduğunu unutmayalım; tercihlerimizin mimarı biziz.

Teşekkür ederim.

NOT: Bu konuda yazdığım bir şiiri de sizlerle paylaşmak isterim:

Yontulan İnsan

İnsan hep korktu ürettiklerinden.
Ama durmadı.

İki ayağı üstüne kalktı;
dünya biraz daha yakındı artık.

Eller boş; akıl dolu.
Taşı eline aldı, kendini yonttu.
Toprağı kazdı; zamanı ekti.
Tekerlek döndü; uzaklıklar diz çöktü.
Tekne yüzdü; merak, ufukları aştı.

Her çağda biri durdu:
“Buraya kadar.”
Ama insan, oralı olmadı.

Şimdi adı yapay zeka.
Cismi yok; korkusu çok.
Eller yine boş;
bu kez dolu olan zihin değil, karar.

O da bir mihenk taşı:
Varlığımızı sınar, sorar:
“Ne olmayı seçiyorsun?”
Gelecek bir uçurum değil;
adımla açılan bir yol.
Ve insan, “nasılı” bilen tek varlık
—bilmekle yetinmeyen.

İnsan, sorduğu soruların büyüklüğünü aşabildiği sürece,
sonsuzluğa açılan kapı
asla kapanmayacaktır.

Osman Karadağ

10 Şubat 2026

9 Şubat 2026 Pazartesi

Kurucu Miras ve Vefa Borcu: Atatürk Düşüncesinde Bilimsel Akıl ve Toplumsal Sorumluluk

 Kurucu Miras ve Vefa Borcu: Atatürk Düşüncesinde Bilimsel Akıl ve Toplumsal Sorumluluk (Not 1)

Değerli okurlar,

Bu çalışmada, Mustafa Kemal Atatürk’ün düşünsel mirasını, "Vefa Borcu" kavramının işaret ettiği etik ve tarihsel sorumluluk çerçevesinde ele alıyorum. Atatürk’ün modernleşme anlayışı; Niyazi Berkes, Şerif Mardin ve Ernest Gellner gibi kuramcıların yaklaşımlarıyla birlikte değerlendiriyor; vefa kavramı sembolik bir bağlılıktan çok, düşünsel bir süreklilik ve metodolojik bir sadakat olarak irdeliyorum.

 

Vefa Borcu

Onların adına özür diliyorum senden;

Kimi izindeyiz dedi, kimi seni çok sevdiğini söyledi;

Ama koruyamadı bıraktığın o yüce mirası.

Senden özür diliyorum onların adına;

İzinden gittiklerini sandılar,

Söylediklerini ya anlamadılar ya da anladıklarını sandılar.

Yoksa yaşar mıydık böyle karanlık günleri,

Tutabilseydik bıraktıklarını, yüceltebilseydik yaptıklarını.

Yalnızca biz ödemeyeceğiz bedel,

Kaldı en ağırı torunlarımıza, nasıl ödeyeceklerse.

Yine de umutluyum gelecekten;

Anlayacak birileri gösterdiğin yolun dışında,

özgür yaşamın olmadığını.

İşte o zaman ödeyeceğiz vefa borcumuzu.

Osman Karadağ

9 Kasım 2025

 

Sembolden Öz'e Kurucu Miras

Bu çalışma, yukarıdaki şiirin ima ettiği temel sorunsalı (Not 2) akademik bir düzlemde tartışmayı amaçlar: Kurucu bir düşüncenin yalnızca sembolik düzeyde sahiplenilmesi ile düşünsel düzeyde içselleştirilmesi arasındaki ontolojik (Not 3) fark. Mustafa Kemal Atatürk, yalnızca askeri bir önder değil; kapsamlı bir modernleşme, akıl ve yurttaşlık tasavvurunun mimarıdır. Ancak bu tasavvur, tarihsel süreklilik içinde kendiliğinden korunmaz; her kuşakta yeniden üretilmeyi gerektirir. Şiirde dile getirilen "vefa borcu", bu bağlamda nostaljik bir bağlılık değil; tarihsel, etik ve politik bir sorumluluktur.

Kurucu Düşünce ve Modernleşme Tasavvuru

Atatürk’ün modernleşme anlayışı, Batı’nın tarihsel deneyiminin basit bir aktarımı değil; Osmanlı politik-teolojik (Not 4) düzeni ile modern toplum arasındaki yapısal kopuşu hedefleyen özgün bir dönüşüm projesidir. Niyazi Berkes’e göre bu devrimlerin anlamı, dinsel meşruiyetin politik alan üzerindeki belirleyiciliğinin sona erdirilmesidir. Bu bağlamda laiklik, düşüncenin özgürleşmesini mümkün kılan kurucu zemindir. Atatürk’ün "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözü, bu projenin epistemolojik (Not 5) temelini açıkça ortaya koyar.

Söylem ile Pratik Arasındaki Kopuş: Mitleşme Riski

Atatürk, "Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi... anlıyorsanız bu kâfidir" diyerek kurucu mirası şekilcilikten korumaya çalışmıştır. Ancak Ernest Gellner’in dikkat çektiği gibi, ulus-devletler kurucu figürleri mitolojik bir düzleme taşıma eğilimindedir. Bu durum, kurucu düşüncenin eleştirel niteliğini aşındırabilir. Şiirdeki "İzinden gittiklerini sandılar / Söylediklerini ya anlamadılar" dizeleri, bu mitleşmenin (Not 6) yarattığı düşünsel donukluğa ve kurucu rasyonaliteden kopuşa yönelik bir feryattır.

Epistemik Dönüşüm: Bilim, Eğitim ve Üniversite

Atatürk’ün vizyonunda eğitim, özgür ve eleştirel düşünen yurttaşın inşasıdır. 1933 Üniversite Reformu, bilginin dogmatik yapılardan arındırılmasını hedefleyen köklü bir atılımdır. Şerif Mardin’in "çevre-merkez" analizindeki gerilimler (Not 7) ve Niyazi Berkes’in "tarihsel kopuş" (Not 8) vurgusu birlikte okunduğunda; Atatürk’ün eğitim atılımının, rasyonel değerleri toplumsal belleğin merkezine yerleştirme çabası olduğu görülür. Vefa, bu bilimsel yöntemi ikonlaştırmak değil, onu her devrin sorunlarına aklın ışığında uygulamaktır.

Gelecek Kuşaklar ve Aktif Yurttaşlık Bilinci

Şiirde geçen "Kaldı en ağırı torunlarımıza" dizesi, Atatürk'ün mirasını koruma görevini doğrudan gençliğe devrettiği Gençliğe Hitabe ile örtüşür. Atatürk düşüncesinde Cumhuriyet, pasif tebaa değil, "fikri hür, vicdanı hür" aktif yurttaşlar ister. Mirasın korunamaması, yalnızca yöneticilerin değil, bu aktif yurttaşlık bilincinin zayıflamasının bir sonucudur. Dolayısıyla ödenmesi gereken vefa borcu, yalnızca geçmişi anmak değil, geleceğin inşasında sorumluluk almaktır.

Sonuç: Vefa Borcunun Gelecek Projeksiyonu

Şiirde yakınılan "karanlık günler", kurucu iradenin bir "ikon" olarak değil, bir "yöntem" olarak taşınmasıyla aydınlığa kavuşacaktır. Vefa borcu; Atatürk’ü anmakla değil, onun açtığı düşünsel olanak alanını genişletmekle ödenir. Atatürk’ü gerçekten anlamak, onu tekrar etmek değil; onun yaptığı gibi, aklın rehberliğinde özgün ve yeni çözümler üretebilmektir. Kurucu miras, ancak bu tarihsel yükün bilinciyle ve aklın meşalesini yeniden yakarak gelecek kuşaklara onurla devredilebilir.

Esenlikler diliyorum.

Notlar

Not 1: Kurucu miras, bir devletin, kurumun ya da düşünce geleneğinin kuruluş anında oluşan temel değerler, ilkeler ve anlatılar bütünüdür. Kısaca, bugünü biçimlendiren başlangıç mirası.

Not 2: Sorunsal, bir metnin, araştırmanın ya da düşünsel tartışmanın merkezinde duran temel sorunlar bütünüdür. Yani tek bir soru değil; hangi problemin ele alındığı, neden önemli olduğu ve hangi çelişkilerden doğduğunun çerçevesidir. Kısaca, “neyi mesele ediyoruz?” sorusunun düşünsel karşılığıdır.

Not 3: Ontolojik, varlıkla ilgili olan demektir. Yani, bir şey nedir? Nasıl vardır? Varlığı neye dayanır? gibi soruları kapsar. Kısaca, “varlığın doğasına ilişkin” anlamına gelir.

Not 4: Politik-teolojik, politika ile dinin (ya da kutsal düşüncenin) kavramlar, meşruiyet ve iktidar anlayışı düzeyinde iç içe geçmesini ifade eder. Kısaca, politik olanın, teolojik (kutsal) kavramlarla temellendirilmesi ya da açıklanmasıdır.

Not 5: Epistemolojik, bilginin doğasıyla ilgili demektir. Yani, Bilgi nedir? Nasıl elde edilir? Ne kadar güvenilirdir? sorularını kapsar. Kısaca, “bilgiye ilişkin” anlamına gelir.

Not 6: Mitleşme, bir kişi, olay ya da düşüncenin gerçek bağlamından koparılarak simgesel, kutsallaştırılmış ve sorgulanmaz bir anlatıya dönüştürülmesi sürecidir. Kısaca, gerçeğin mit haline gelmesi.

Not 7: Şerif Mardin’in “merkez–çevre” analizi, Türkiye’de politik ve toplumsal yapıyı devlet merkezli seçkinler-elitler (merkez) ile bu yapının dışında kalan geniş toplumsal kesimler (çevre) arasındaki gerilim üzerinden açıklar. Kısaca, devlet elitleri ile toplumun kenarında kalanlar arasındaki tarihsel çatışma modeli.

Not 8: Niyazi Berkes’in “tarihsel kopuş” vurgusu, Türkiye’de modernleşmenin Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kesintisiz bir devam değil, özellikle din–devlet ilişkileri ve kurumlar düzeyinde bilinçli bir kırılma olduğunu savunur. Kısaca, modernleşmenin süreklilikten çok kopuşla gerçekleştiği görüşü.

Not 9: İkonlaştırmak, bir kişi ya da olguyu simgesel, örnek ve sorgulanmaz bir konuma yükseltmek demektir. Kısaca, bir şeyi simge haline getirmek.

Kaynakça

Atatürk, M. K. (2018). Nutuk. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

Atatürk, M. K. (1997). Söylev ve Demeçler. Cilt II. Ankara: TTK Yayınları.

Berkes, N. (2019). Türkiye’de Çağdaşlaşma. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Gellner, E. (1983). Nations and Nationalism. Ithaca: Cornell University Press.

Mardin, Ş. (1990). Türkiye’de Toplum ve Siyaset. İstanbul: İletişim Yayınları.