Yapay Zeka Kaygısı Üzerine Bir Değerlendirme
Yontulan İnsan: Çekiçten Yapay Zekâya
Değerli Okurlar,
İnsan, tarih boyunca ürettiklerinden hep korktu. Ama
hiçbir zaman korkusunu gerekçe gösterip durmadı.
Son günlerde gündemimiz "Yapay Zeka" ve onun
getirdiği kaygılarla dolu. Korkutucu senaryolar, distopik tahminler havada
uçuşuyor. Ancak ben bu konuyu, güncelin gürültüsünden sıyrılıp, insanlık
tarihinin sessiz bilgeliğiyle irdelemek istiyorum.
İnsanlık tarihine baktığımızda, ürettiğimiz her yeni
araçta bize hep bir "korku" eşlik etmiştir. Ateşi bulduğumuzda
yanmaktan, matbaayı kurduğumuzda belleğimizi yitirmekten korktuk. Ama insan,
korkusuna rağmen asla durmadı.
İki ayağı üzerine ilk kalktığında dünya ona biraz daha
yakınlaştı; ufku genişledi. O an, insanın fiziksel olarak elleri boşalmıştı
belki ama zihni dolmaya başlamıştı. Taşı eline aldı ve aslında taşı yontarken kendini
de yontmaya başladı.
Toprağı kazdı, zamanı ekti. Tekerleği döndürdü,
mesafeleri dize getirdi. Tekneyi icat etti, okyanusları aştı. Her yeni icatla,
dünyayı yeniden biçimlendirdi.
Tarihin her kırılma anında birileri çıkıp "Buraya
kadar! Bu kadarı felaket getirir" dedi. Ama insan oralı olmadı. Çünkü biz
durmayı seçen bir tür değiliz; hep ufkun ötesini merak ettik, hep bir sonraki
adımı düşündük.
Bugün ise karşımızda Yapay Zeka var. Adı var, cismi yok;
etkisi devasa. Korkusu tanıdık ama bu kez daha derin. Çünkü önceki tüm araçlar
insanın elini ve kolunu uzatmıştı; yapay zeka ise insanın aklını
uzatıyor. Milyonlarca yıllık evrim sürecinin sonunda, "insan olmanın"
tanımı yeniden yazılıyor.
Evet, ellerimiz yine boş; fiziksel işleri makinelere
devrediyoruz. Ama bu kez dolması gereken yer yalnızca akıl değil; vicdan, etik
değerler ve sorumluluk bilincidir. Bu kez mesele, yalnızca teknolojiyi nasıl
kullanacağımız değil; insanın kendine nasıl bakacağı meselesidir.
Unutmayalım; yapay zeka bir son değil, bir mihenk
taşıdır. O, varoluşumuzu sınayan ve bize şu soruyu soran bir aynadır:
"İnsan olarak kalmayı nasıl başaracaksın? Ne olmayı
seçiyorsun?"
Gelecek bir uçurum değildir; yürüne yürüne, adım adım
açılan bir yoldur. Ve bu evrende o yolu nasıl yürüyeceğini, yani "nasılı"
bilen tek varlık insandır. Yalnızca bilen değil; düşünen, sorgulayan ve anlam
arayan tek varlık…
İnsan, yontuldukça büyür. Kendi korkusunu aşar, kendi
aklını keşfeder. Yeter ki, yürürken direksiyonda kimin olduğunu unutmayalım; tercihlerimizin
mimarı biziz.
Teşekkür ederim.
NOT: Bu konuda yazdığım bir şiiri de sizlerle paylaşmak
isterim:
Yontulan İnsan
İnsan hep korktu ürettiklerinden.
Ama durmadı.
İki ayağı üstüne kalktı;
dünya biraz daha yakındı artık.
Eller boş; akıl dolu.
Taşı eline aldı, kendini yonttu.
Toprağı kazdı; zamanı ekti.
Tekerlek döndü; uzaklıklar diz çöktü.
Tekne yüzdü; merak, ufukları aştı.
Her çağda biri durdu:
“Buraya kadar.”
Ama insan, oralı olmadı.
Şimdi adı yapay zeka.
Cismi yok; korkusu çok.
Eller yine boş;
bu kez dolu olan zihin değil, karar.
O da bir mihenk taşı:
Varlığımızı sınar, sorar:
“Ne olmayı seçiyorsun?”
Gelecek bir uçurum değil;
adımla açılan bir yol.
Ve insan, “nasılı” bilen tek varlık
—bilmekle yetinmeyen.
İnsan, sorduğu soruların büyüklüğünü aşabildiği sürece,
sonsuzluğa açılan kapı
asla kapanmayacaktır.
Osman Karadağ
10 Şubat 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder