19 Mayıs 2026 Salı

19 Mayıs’a Giden Süreç ve Türk Kurtuluş Savaşı

 19 Mayıs’a Giden Süreç ve Türk Kurtuluş Savaşı

Değerli Boğaziçi Koruma ve Güzelleştirme Derneği Başkan ve üyeleri,

Kıymetli konuklar, sevgili komşularım,

Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Bugün, tarihimizdeki en anlamlı dönüm noktalarından biri olan 19 Mayıs 1919’a giden süreci ve sonrasındaki Türk Kurtuluş Savaşı üzerine konuşacağım.

Bu konuşmanın Boğaziçi Mahallesi Güzelleştirme Derneği çatısı altında yapılması ayrıca anlamlıdır. Çünkü sizler, ortak yaşam alanımızı güzelleştirmek için emek veren insanlarsınız. Bir mahallenin parkına, yoluna, ağacına, komşuluk ilişkilerine sahip çıkmak; aslında daha büyük ölçekte vatana, ortak yaşama ve toplumsal sorumluluğa sahip çıkmanın sade ama değerli biçimlerinden biridir.

19 Mayıs ruhu da tam olarak bu “sahip çıkma” iradesinin tarihsel ifadesidir. Yaklaşık yüzyıl önce, çok daha karanlık, çok daha umutsuz görünen koşullarda insanımız kendi yurduna, onuruna, özgürlüğüne ve geleceğine sahip çıkmıştır.

19 Mayıs, yalnızca Mustafa Kemal’in Samsun’a çıktığı bir tarih değildir; bir milletin “artık yeter” dediği gündür. Umutsuzluk içinde bile umut üretmenin, yenilgiler içinden yeniden ayağa kalkmanın, dağılmış bir imparatorluğun küllerinden bağımsız bir devlet kurmanın başlangıcıdır.

Bu nedenle 19 Mayıs’ı anlamak için yalnızca o günü değil, o güne gelinen koşulları da iyi bilmek gerekir. Osmanlı İmparatorluğu, 19. yüzyıl boyunca büyük toprak kayıpları yaşamış; ekonomik yapı çömüş; dış borçlar ve baskılar altında devlet varlığını sürdüremez duruma gelmişti.

Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı, Anadolu’nun her köyüne, her mahallesine, her ailesine yoksulluk, göç, yas ve belirsizlik olarak yansıyordu. Büyük Savaş sonunda Osmanlı İmparatorluğu savaşı kaybedenlerin arasındaydı. İmzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ülke topraklarını işgale açıyordu. İtilaf Devletleri donanmasının İstanbul önlerine demirlemesi, imparatorluğun içine düştüğü ağır durumu bütün çıplaklığıyla gösteriyordu. Başkent, fiilen işgal altındaydı. Padişah ve İstanbul Hükümeti teslimiyetçi bir çizgiye sürüklenmişti.

Bu yalnızca askeri ve politik bir çöküş değildi; insanın onurunu, yaşama sevincini ve adalete olan inancını zedeleyen büyük bir belirsizlikti. Bir toplumun varlığına, yurduna, geleceğine ilişkin kararlar, onun iradesi dışında alınıyordu.

Halk yorgundu, yoksuldu, savaşlardan bitkin düşmüştü; ama halkın arasında bağımsızlık duygusunu yitirmemiş yurtseverler de bulunuyordu. Türk insanı, vatanın işgal edilmesini kabullenmiyordu; yerel direniş hareketleri ortaya çıkmaya başladı. İnsanlar, kendi kentlerini, kendi namuslarını ve geleceklerini savunmak için örgütlenmeye başladılar.

Bu süreçte Yunanların 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgali, Anadolu’da derin bir sarsıntı yarattı. Bu işgal, yalnızca bir kentin ele geçirilmesi değildi; Anadolu’nun parçalanacağının açık bir göstergesiydi. İşgal sırasında yaşananlar, halkın vicdanında derin yaralar açtı. Bu olay, Türk insanının direniş iradesini daha da güçlendirdi.

Osmanlı Hükümeti’nin imzaladığı Sevr Antlaşması, Türklere parçalanmış ve denetim altında tutulacak bir yaşam biçimi dayatıyordu.

İşte böyle bir ortamda Mustafa Kemal, Ordu Müfettişi göreviyle Samsun’a gönderildi. İstanbul Hükümeti’nin ondan beklentisi, Karadeniz bölgesindeki karışıklıkları önlemesi ve düzeni sağlamasıydı. Fakat Mustafa Kemal’in zihninde çok daha büyük bir hedef vardı: Türk insanının bağımsızlık mücadelesini örgütlemek.

Onun 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışı, Türk tarihinin akışını değiştiren büyük bir adımdı. O, durumu çok net görüyordu: İstanbul’dan bir kurtuluş beklenemezdi. İşgal kuvvetlerinin denetimi altındaki bir yönetim, halkı özgürlüğe taşıyamazdı. Kurtuluşun kaynağı, doğrudan doğruya milletin kendisi olmalıydı.

19 Mayıs, bu bakımdan yalnızca askeri bir hareketin başlangıcı değildir; onurun, adalet arayışının ve bağımsız yaşama kararlılığının yeniden ayağa kalktığı gündür. Samsun’a atılan o ilk adım, “Bu milletin onuru vardır ve bu onur çiğnetilmeyecektir” sözünün eyleme dönüşmesidir.

Ardından yayımlanan Amasya Genelgesi, Kurtuluş Savaşı’nın yol haritası niteliğindeydi. Genelgede vatanın bütünlüğünün, milletin bağımsızlığının tehlikede olduğu ve İstanbul Hükümeti’nin görevini yerine getiremediği belirtiliyor; milletin kendi geleceğini kendisinin belirlemesi gerektiği vurgulanıyordu. Bu düşünce, genelgede şu tarihsel cümleyle en açık ifadesini buldu:

“Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”

Bu cümle, bir politik slogan değil, Türk Kurtuluş Savaşı’nın felsefesidir. Bu cümlede hem bağımsızlık vardır hem demokrasi vardır hem de millet egemenliği fikri vardır; kurtuluşu saraydan, dış yardımdan ya da başka devletlerin merhametinden beklemeyen bir anlayış söz konusudur. Kurtuluşun öznesi millettir.

Samsun’dan Havza’ya, Havza’dan Amasya’ya, oradan Erzurum ve Sivas’a uzanan yolculuk, aslında bir düşünce sisteminin filizlenmesiydi. Mustafa Kemal’in amacı, milletin kendi içindeki uyuyan gücü, kendi yazgısını belirleme iradesini ve bağımsızlık bilincini uyandırmaktı.

Erzurum Kongresi’nde Amerikan mandası ya da herhangi bir yabancı devletin himayesi kesin olarak reddedildi. Vatanın bölünmez bir bütün olduğu vurgulandı. Bu karar, Türk milletinin kendi geleceğini başka bir devletin korumasına ya da yönlendirmesine bırakmayacağını açıkça ortaya koyuyordu. Sivas Kongresi yerel direnişleri ulusal bir çatı altında birleştirdi. Artık mücadele yalnızca bir bölgenin, bir kentin veya bir topluluğun mücadelesi değildi. Bu mücadele, bütün milletin bağımsızlık mücadelesiydi.

Bu süreçte kabul edilen Misak-ı Milli, milletin bağımsızlık sınırlarını ve ulusal varlık iradesini ortaya koyuyordu. Milli sınırlar içinde vatanın bölünmezliği, kapitülasyonlara karşı çıkılması, politik ve ekonomik bağımsızlığın savunulması gibi ilkeler, daha sonra kurulacak yeni Türk devletinin temel dayanakları arasında yer aldı.

23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması, bu mücadelenin en önemli aşamalarından biridir. Artık kurtuluş hareketinin meşru merkezi Ankara olmuştur. Meclis, yalnızca savaş kararları alan bir kurum değildi; aynı zamanda yeni bir devlet anlayışının da temeliydi. Egemenliğin kayıtsız şartsız millete dayandığı düşüncesi burada somutlaşmıştır.

Kurtuluş Savaşı, çok zor koşullar altında yürütüldü. Düzenli ve güçlü bir ordu yoktu. Halk yoksuldu. Silah ve cephane sınırlıydı. Ulaşım zordu. Bir yanda işgal kuvvetleri ve iç isyanlar öte yanda yokluk ve belirsizlik vardı. Bunlara ek olarak İstanbul’daki yönetim de Ankara’da filizlenen milli mücadeleye karşı bir tutum içindeydi. Padişah, işgal kuvvetlerinin baskısı altında Mustafa Kemal ve arkadaşlarını görevden almış, Anadolu’daki direnişi zayıflatmaya çalışmıştı. Kısaca, Kurtuluş Savaşı yalnızca dış işgale karşı değil, aynı zamanda teslimiyetçi anlayışlara ve içteki bölünmelere karşı da yürütülen çok yönlü bir mücadeleydi.

İnönü Savaşları, düzenli ordunun kendini göstermesi açısından önemliydi. Birinci İnönü Zaferi, moral bakımından ilk büyük kazanımlardan biri oldu. Ardından İkinci İnönü Zaferi hem içeride hem dışarıda Ankara Hükümeti’ne duyulan güveni artırdı. Türk ordusunun artık yalnızca savunma yapan dağınık birliklerden değil, disiplinli ve örgütlü bir askeri güçten oluştuğu anlaşılmaya başlandı. Sakarya Meydan Muharebesi, Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktalarından biridir; bu muharebede Mustafa Kemal’in şu sözü savaşın ruhunu anlatır:

“Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.”

Artık savunulan yalnızca bir cephe hattı değil, bütün vatandır. Sakarya’da verilen mücadele, bir milletin son savunma çizgisinde gösterdiği olağanüstü dirençtir. Bundan sonra Yunan ilerleyişi durduruldu; moral üstünlüğü sağlandı.

Son büyük aşama ise 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz oldu. 30 Ağustos 1922’de kazanılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi, işgal ordularına karşı verilen mücadelenin askeri sonucunu belirlediği gibi, Türk tarihinde de çok önemli bir dönüm noktası oldu. Bu, yalnızca bir savaşın kazanılması değil; bir milletin bağımsız yaşama iradesinin kesin biçimde ortaya konulmasıydı.

İzmir’in kurtuluşu, işgalin başladığı yerde milli mücadelenin zaferle sonuçlanması anlamına geliyordu. Büyük Taarruz ve İzmir’in kurtuluşu, yalnızca askeri bir zafer değildi. Aynı zamanda yıllardır acı çeken, işgal altında ezilen, bağımsızlığından vazgeçmeyen bir milletin yeniden ayağa kalkışıydı.

Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye’nin bağımsızlığı uluslararası alanda kabul edildi. Bu antlaşma ile Türkiye’nin politik bağımsızlığının ve yeni Türk devletinin uluslararası alanda eşit ve bağımsız bir devlet olarak tanınması sağlanmıştır. Böylece Türk milleti, Sevr ile kendisine dayatılmak istenen parçalanmış ve bağımlı geleceği reddetmiş; bağımsız, onurlu ve egemen bir devlet kurma iradesini dünyaya kabul ettirmiştir.

Türk Kurtuluş Savaşı’nın sonucu yalnızca askeri ve diplomatik başarılarla sınırlı kalmadı. Bu büyük mücadele, Cumhuriyet’in ilanıyla Türk Aydınlanması’nın kapısını açtı. Ardından hukukta, eğitimde, kültürde, toplumsal yaşamda ve devlet yönetiminde köklü devrimler gerçekleştirildi. Bütün bu dönüşümler, aklı, bilimi, yurttaşlık bilincini, laikliği ve çağdaş yaşamı merkeze alan büyük bir yenilenme hareketiydi.

Değerli konuklar,

19 Mayıs ve Kurtuluş Savaşı bize bugün için de çok önemli dersler verir.

1. Bağımsızlık, bilinçle, emekle, dayanışmayla ve sorumluluk duygusuyla yaşatılır.

2.: Zor zamanlarda umudu diri tutmak gerekir. O zamanın koşulları bugünden bakıldığında neredeyse olanaksız görünüyordu. Fakat o olanaksızlık içinden bir millet Mustafa Kemal’in önderliğinde ayağa kalktı. Çünkü inanç vardı, örgütlenme vardı, ortak amaç vardı, büyük önder vardı.

3. Millet olmak, ortak değerler etrafında birleşebilmektir. Kurtuluş Savaşı, farklı bölgelerden, farklı yaşam biçimlerinden, farklı toplumsal kesimlerden gelen insanların ortak bir amaç etrafında birleşmesidir. O ortak amaç, bağımsız ve onurlu yaşamaktır.

Bugün bizler bir mahalle güzelleştirme derneğinde bir araya geliyorsak, aslında bu tarihsel mirasın küçük ama anlamlı bir devamını yaşatıyoruz. Bir mahalleyi güzelleştirmek, yalnızca yolları, parkları, çevreyi düzenlemek değildir. Aynı zamanda ortak yaşam kültürünü güçlendirmektir. Komşuluğu, dayanışmayı, sorumluluğu ve aidiyet duygusunu canlı tutmaktır.

Vatanı sevmek, çoğu zaman büyük sözlerle değil, küçük ama sürekli emeklerle başlar. Bir ağaca su vermekle, bir komşunun hâlini sormakla, çocukların güvenle oynayabileceği bir çevre oluşturmakla başlar. Bugün sizlerin yaptığı çalışmalar, bu anlamda 19 Mayıs ruhunun günlük yaşamdaki sade ama değerli yansımalarıdır.

Kurtuluş Savaşı bize şunu öğretir: Büyük başarılar, ortak bilinçle başlar. Bir milletin kurtuluşu nasıl ortak iradeyle gerçekleştiyse, bugün yaşadığımız çevreyi, mahallemizi, kentimizi ve ülkemizi daha iyileştirmek de aynı ortak sorumluluk duygusuyla mümkündür.

Çocuklarımıza ve torunlarımıza bırakacağımız en büyük miras yalnızca binalar, yollar ya da maddi olanaklar değildir. Onlara bırakacağımız en büyük miras; hür bir akıl, boyun eğmeyen bir vicdan, adalet duygusu, çalışma ahlakı ve bağımsız bir ülkede onurlu yaşama bilincidir.

Değerli dernek üyeleri, sevgili komşularım,

19 Mayıs 1919, karanlık bir dönemde yakılan umut meşalesidir. O meşale, Amasya’da karara, Erzurum’da iradeye, Sivas’ta birliğe, Ankara’da Meclis’e, Sakarya’da direnişe, Dumlupınar’da zafere dönüşmüştür. Sonunda da Cumhuriyet’le taçlanmış ve Türk Aydınlanması’nın kapısını açmıştır.

19 Mayıs’ın başlattığı Kurtuluş Savaşı, insanın ve milletin kendi yazgısını eline almasının büyük serüvenidir. Bu serüven korkunun değil, cesaretin; teslimiyetin değil, direnişin; umutsuzluğun değil, umudun; dağınıklığın değil, ortak bilincin serüvenidir.

Bugün bizlere düşen görev, bu büyük mirası yalnızca törenlerde anımsamak değil; onu günlük yaşamımızda yaşatmaktır. Bağımsızlığı, aklı, bilimi, emeği, dayanışmayı, adaleti ve ortak sorumluluğu yaşamımızın bir parçası yapmaktır.

Bu bilinçle; başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Türk Kurtuluş Savaşı’nın bütün kahramanlarını, şehitlerimizi, gazilerimizi, cephede ve cephe gerisinde emek veren kadınlarımızı, gençlerimizi, yaşlılarımızı ve bu topraklar için fedakârlıkta bulunan tüm adsız kahramanları saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.

Hepinize saygılarımı sunuyorum.

Osman Karadağ, 19.05.2026