19 Mayıs’a Giden Süreç ve Türk Kurtuluş Savaşı
Değerli Boğaziçi Koruma ve Güzelleştirme Derneği Başkan ve üyeleri,
Kıymetli konuklar, sevgili komşularım,
Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Bugün, tarihimizdeki en anlamlı dönüm noktalarından biri olan 19 Mayıs
1919’a giden süreci ve sonrasındaki Türk Kurtuluş Savaşı üzerine
konuşacağım.
Bu konuşmanın Boğaziçi Mahallesi Güzelleştirme Derneği çatısı altında
yapılması ayrıca anlamlıdır. Çünkü sizler, ortak yaşam alanımızı güzelleştirmek
için emek veren insanlarsınız. Bir mahallenin parkına, yoluna, ağacına,
komşuluk ilişkilerine sahip çıkmak; aslında daha büyük ölçekte vatana, ortak
yaşama ve toplumsal sorumluluğa sahip çıkmanın sade ama değerli biçimlerinden
biridir.
19 Mayıs ruhu da tam olarak bu “sahip çıkma” iradesinin tarihsel
ifadesidir. Yaklaşık yüzyıl önce, çok daha karanlık, çok daha umutsuz görünen
koşullarda insanımız kendi yurduna, onuruna, özgürlüğüne ve geleceğine sahip
çıkmıştır.
19 Mayıs, yalnızca Mustafa Kemal’in Samsun’a çıktığı bir tarih değildir;
bir milletin “artık yeter” dediği gündür. Umutsuzluk içinde bile umut
üretmenin, yenilgiler içinden yeniden ayağa kalkmanın, dağılmış bir
imparatorluğun küllerinden bağımsız bir devlet kurmanın başlangıcıdır.
Bu nedenle 19 Mayıs’ı anlamak için yalnızca o günü değil, o güne gelinen
koşulları da iyi bilmek gerekir. Osmanlı İmparatorluğu, 19. yüzyıl boyunca büyük
toprak kayıpları yaşamış; ekonomik yapı çömüş; dış borçlar ve baskılar altında devlet
varlığını sürdüremez duruma gelmişti.
Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı, Anadolu’nun
her köyüne, her mahallesine, her ailesine yoksulluk, göç, yas ve belirsizlik
olarak yansıyordu. Büyük Savaş sonunda Osmanlı İmparatorluğu savaşı
kaybedenlerin arasındaydı. İmzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ülke topraklarını
işgale açıyordu. İtilaf Devletleri donanmasının İstanbul önlerine demirlemesi, imparatorluğun
içine düştüğü ağır durumu bütün çıplaklığıyla gösteriyordu. Başkent, fiilen
işgal altındaydı. Padişah ve İstanbul Hükümeti teslimiyetçi bir çizgiye
sürüklenmişti.
Bu yalnızca askeri ve politik bir çöküş değildi; insanın onurunu, yaşama
sevincini ve adalete olan inancını zedeleyen büyük bir belirsizlikti. Bir toplumun
varlığına, yurduna, geleceğine ilişkin kararlar, onun iradesi dışında alınıyordu.
Halk yorgundu, yoksuldu, savaşlardan bitkin düşmüştü; ama halkın arasında
bağımsızlık duygusunu yitirmemiş yurtseverler de bulunuyordu. Türk insanı,
vatanın işgal edilmesini kabullenmiyordu; yerel direniş hareketleri ortaya
çıkmaya başladı. İnsanlar, kendi kentlerini, kendi namuslarını ve geleceklerini
savunmak için örgütlenmeye başladılar.
Bu süreçte Yunanların 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgali, Anadolu’da derin bir
sarsıntı yarattı. Bu işgal, yalnızca bir kentin ele geçirilmesi değildi;
Anadolu’nun parçalanacağının açık bir göstergesiydi. İşgal sırasında
yaşananlar, halkın vicdanında derin yaralar açtı. Bu olay, Türk insanının
direniş iradesini daha da güçlendirdi.
Osmanlı Hükümeti’nin imzaladığı Sevr Antlaşması, Türklere parçalanmış ve
denetim altında tutulacak bir yaşam biçimi dayatıyordu.
İşte böyle bir ortamda Mustafa Kemal, Ordu Müfettişi göreviyle Samsun’a
gönderildi. İstanbul Hükümeti’nin ondan beklentisi, Karadeniz bölgesindeki
karışıklıkları önlemesi ve düzeni sağlamasıydı. Fakat Mustafa Kemal’in zihninde
çok daha büyük bir hedef vardı: Türk insanının bağımsızlık mücadelesini
örgütlemek.
Onun 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışı, Türk tarihinin akışını değiştiren
büyük bir adımdı. O, durumu çok net görüyordu: İstanbul’dan bir kurtuluş
beklenemezdi. İşgal kuvvetlerinin denetimi altındaki bir yönetim, halkı
özgürlüğe taşıyamazdı. Kurtuluşun kaynağı, doğrudan doğruya milletin kendisi
olmalıydı.
19 Mayıs, bu bakımdan yalnızca askeri bir hareketin başlangıcı değildir; onurun,
adalet arayışının ve bağımsız yaşama kararlılığının yeniden ayağa kalktığı
gündür. Samsun’a atılan o ilk adım, “Bu milletin onuru vardır ve bu onur
çiğnetilmeyecektir” sözünün eyleme dönüşmesidir.
Ardından yayımlanan Amasya Genelgesi, Kurtuluş Savaşı’nın yol haritası
niteliğindeydi. Genelgede vatanın bütünlüğünün, milletin bağımsızlığının
tehlikede olduğu ve İstanbul Hükümeti’nin görevini yerine getiremediği
belirtiliyor; milletin kendi geleceğini kendisinin belirlemesi gerektiği
vurgulanıyordu. Bu düşünce, genelgede şu tarihsel cümleyle en açık ifadesini
buldu:
“Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı
kurtaracaktır.”
Bu cümle, bir politik slogan değil, Türk Kurtuluş Savaşı’nın felsefesidir.
Bu cümlede hem bağımsızlık vardır hem demokrasi vardır hem de millet egemenliği
fikri vardır; kurtuluşu saraydan, dış yardımdan ya da başka devletlerin
merhametinden beklemeyen bir anlayış söz konusudur. Kurtuluşun öznesi
millettir.
Samsun’dan Havza’ya, Havza’dan Amasya’ya, oradan Erzurum ve Sivas’a uzanan
yolculuk, aslında bir düşünce sisteminin filizlenmesiydi. Mustafa Kemal’in amacı,
milletin kendi içindeki uyuyan gücü, kendi yazgısını belirleme iradesini ve
bağımsızlık bilincini uyandırmaktı.
Erzurum Kongresi’nde Amerikan mandası ya da herhangi bir yabancı devletin
himayesi kesin olarak reddedildi. Vatanın bölünmez bir bütün olduğu vurgulandı.
Bu karar, Türk milletinin kendi geleceğini başka bir devletin korumasına ya da
yönlendirmesine bırakmayacağını açıkça ortaya koyuyordu. Sivas Kongresi yerel
direnişleri ulusal bir çatı altında birleştirdi. Artık mücadele yalnızca bir
bölgenin, bir kentin veya bir topluluğun mücadelesi değildi. Bu mücadele, bütün
milletin bağımsızlık mücadelesiydi.
Bu süreçte kabul edilen Misak-ı Milli, milletin bağımsızlık sınırlarını ve
ulusal varlık iradesini ortaya koyuyordu. Milli sınırlar içinde vatanın
bölünmezliği, kapitülasyonlara karşı çıkılması, politik ve ekonomik
bağımsızlığın savunulması gibi ilkeler, daha sonra kurulacak yeni Türk
devletinin temel dayanakları arasında yer aldı.
23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması, bu mücadelenin
en önemli aşamalarından biridir. Artık kurtuluş hareketinin meşru merkezi
Ankara olmuştur. Meclis, yalnızca savaş kararları alan bir kurum değildi; aynı
zamanda yeni bir devlet anlayışının da temeliydi. Egemenliğin kayıtsız şartsız
millete dayandığı düşüncesi burada somutlaşmıştır.
Kurtuluş Savaşı, çok zor koşullar altında yürütüldü. Düzenli ve güçlü bir
ordu yoktu. Halk yoksuldu. Silah ve cephane sınırlıydı. Ulaşım zordu. Bir yanda
işgal kuvvetleri ve iç isyanlar öte yanda yokluk ve belirsizlik vardı. Bunlara
ek olarak İstanbul’daki yönetim de Ankara’da filizlenen milli mücadeleye karşı
bir tutum içindeydi. Padişah, işgal kuvvetlerinin baskısı altında Mustafa Kemal
ve arkadaşlarını görevden almış, Anadolu’daki direnişi zayıflatmaya çalışmıştı.
Kısaca, Kurtuluş Savaşı yalnızca dış işgale karşı değil, aynı zamanda
teslimiyetçi anlayışlara ve içteki bölünmelere karşı da yürütülen çok yönlü bir
mücadeleydi.
İnönü Savaşları, düzenli ordunun kendini göstermesi açısından önemliydi.
Birinci İnönü Zaferi, moral bakımından ilk büyük kazanımlardan biri oldu.
Ardından İkinci İnönü Zaferi hem içeride hem dışarıda Ankara Hükümeti’ne
duyulan güveni artırdı. Türk ordusunun artık yalnızca savunma yapan dağınık
birliklerden değil, disiplinli ve örgütlü bir askeri güçten oluştuğu
anlaşılmaya başlandı. Sakarya Meydan Muharebesi, Kurtuluş Savaşı’nın dönüm
noktalarından biridir; bu muharebede Mustafa Kemal’in şu sözü savaşın ruhunu
anlatır:
“Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh
bütün vatandır.”
Artık savunulan yalnızca bir cephe hattı değil, bütün vatandır. Sakarya’da
verilen mücadele, bir milletin son savunma çizgisinde gösterdiği olağanüstü
dirençtir. Bundan sonra Yunan ilerleyişi durduruldu; moral üstünlüğü sağlandı.
Son büyük aşama ise 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz oldu. 30
Ağustos 1922’de kazanılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi, işgal ordularına
karşı verilen mücadelenin askeri sonucunu belirlediği gibi, Türk tarihinde de
çok önemli bir dönüm noktası oldu. Bu, yalnızca bir savaşın kazanılması değil;
bir milletin bağımsız yaşama iradesinin kesin biçimde ortaya konulmasıydı.
İzmir’in kurtuluşu, işgalin başladığı yerde milli mücadelenin zaferle
sonuçlanması anlamına geliyordu. Büyük Taarruz ve İzmir’in kurtuluşu, yalnızca
askeri bir zafer değildi. Aynı zamanda yıllardır acı çeken, işgal altında
ezilen, bağımsızlığından vazgeçmeyen bir milletin yeniden ayağa kalkışıydı.
Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye’nin bağımsızlığı uluslararası alanda
kabul edildi. Bu antlaşma ile Türkiye’nin politik bağımsızlığının ve yeni Türk
devletinin uluslararası alanda eşit ve bağımsız bir devlet olarak tanınması
sağlanmıştır. Böylece Türk milleti, Sevr ile kendisine dayatılmak istenen
parçalanmış ve bağımlı geleceği reddetmiş; bağımsız, onurlu ve egemen bir
devlet kurma iradesini dünyaya kabul ettirmiştir.
Türk Kurtuluş Savaşı’nın sonucu yalnızca askeri ve diplomatik başarılarla
sınırlı kalmadı. Bu büyük mücadele, Cumhuriyet’in ilanıyla Türk
Aydınlanması’nın kapısını açtı. Ardından hukukta, eğitimde, kültürde, toplumsal
yaşamda ve devlet yönetiminde köklü devrimler gerçekleştirildi. Bütün bu
dönüşümler, aklı, bilimi, yurttaşlık bilincini, laikliği ve çağdaş yaşamı
merkeze alan büyük bir yenilenme hareketiydi.
Değerli konuklar,
19 Mayıs ve Kurtuluş Savaşı bize bugün için de çok önemli dersler verir.
1. Bağımsızlık, bilinçle, emekle, dayanışmayla ve sorumluluk duygusuyla
yaşatılır.
2.: Zor zamanlarda umudu diri tutmak gerekir. O zamanın koşulları bugünden
bakıldığında neredeyse olanaksız görünüyordu. Fakat o olanaksızlık içinden bir
millet Mustafa Kemal’in önderliğinde ayağa kalktı. Çünkü inanç vardı,
örgütlenme vardı, ortak amaç vardı, büyük önder vardı.
3. Millet olmak, ortak değerler etrafında birleşebilmektir. Kurtuluş
Savaşı, farklı bölgelerden, farklı yaşam biçimlerinden, farklı toplumsal
kesimlerden gelen insanların ortak bir amaç etrafında birleşmesidir. O ortak
amaç, bağımsız ve onurlu yaşamaktır.
Bugün bizler bir mahalle güzelleştirme derneğinde bir araya geliyorsak,
aslında bu tarihsel mirasın küçük ama anlamlı bir devamını yaşatıyoruz. Bir
mahalleyi güzelleştirmek, yalnızca yolları, parkları, çevreyi düzenlemek
değildir. Aynı zamanda ortak yaşam kültürünü güçlendirmektir. Komşuluğu,
dayanışmayı, sorumluluğu ve aidiyet duygusunu canlı tutmaktır.
Vatanı sevmek, çoğu zaman büyük sözlerle değil, küçük ama sürekli emeklerle
başlar. Bir ağaca su vermekle, bir komşunun hâlini sormakla, çocukların güvenle
oynayabileceği bir çevre oluşturmakla başlar. Bugün sizlerin yaptığı
çalışmalar, bu anlamda 19 Mayıs ruhunun günlük yaşamdaki sade ama değerli
yansımalarıdır.
Kurtuluş Savaşı bize şunu öğretir: Büyük başarılar, ortak bilinçle başlar.
Bir milletin kurtuluşu nasıl ortak iradeyle gerçekleştiyse, bugün yaşadığımız
çevreyi, mahallemizi, kentimizi ve ülkemizi daha iyileştirmek de aynı ortak
sorumluluk duygusuyla mümkündür.
Çocuklarımıza ve torunlarımıza bırakacağımız en büyük miras yalnızca
binalar, yollar ya da maddi olanaklar değildir. Onlara bırakacağımız en büyük
miras; hür bir akıl, boyun eğmeyen bir vicdan, adalet duygusu, çalışma ahlakı
ve bağımsız bir ülkede onurlu yaşama bilincidir.
Değerli dernek üyeleri, sevgili komşularım,
19 Mayıs 1919, karanlık bir dönemde yakılan umut meşalesidir. O meşale,
Amasya’da karara, Erzurum’da iradeye, Sivas’ta birliğe, Ankara’da Meclis’e,
Sakarya’da direnişe, Dumlupınar’da zafere dönüşmüştür. Sonunda da Cumhuriyet’le
taçlanmış ve Türk Aydınlanması’nın kapısını açmıştır.
19 Mayıs’ın başlattığı Kurtuluş Savaşı, insanın ve milletin kendi yazgısını
eline almasının büyük serüvenidir. Bu serüven korkunun değil, cesaretin;
teslimiyetin değil, direnişin; umutsuzluğun değil, umudun; dağınıklığın değil,
ortak bilincin serüvenidir.
Bugün bizlere düşen görev, bu büyük mirası yalnızca törenlerde anımsamak
değil; onu günlük yaşamımızda yaşatmaktır. Bağımsızlığı, aklı, bilimi, emeği,
dayanışmayı, adaleti ve ortak sorumluluğu yaşamımızın bir parçası yapmaktır.
Bu bilinçle; başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Türk Kurtuluş
Savaşı’nın bütün kahramanlarını, şehitlerimizi, gazilerimizi, cephede ve cephe
gerisinde emek veren kadınlarımızı, gençlerimizi, yaşlılarımızı ve bu topraklar
için fedakârlıkta bulunan tüm adsız kahramanları saygı, minnet ve rahmetle
anıyorum.
19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu
olsun.
Hepinize saygılarımı sunuyorum.
Osman Karadağ, 19.05.2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder