Vefa: Bir İnsanı Son Davranışıyla Tartmak
İki insan arasındaki ilişkiyi
değerlendirirken yalnızca son davranışa değil, ilişkinin geçmişine ve bütününe
bakmak gerekir. Bu kişiler arkadaş, dost, meslektaş, komşu ya da akraba
olabilir. İlişkinin adı değişse de vefanın ölçüsü değişmez. Çünkü vefa, yalnızca
başkasına karşı gösterilen bir incelik değil, insanın kendi belleğine karşı
dürüst olmasıdır.
İnsan, çoğu zaman en son
yaşadığının etkisinde kalır. Yeni bir davranış, geçmişte yaşananların önüne
geçer. Yılların iyiliği sessizleşir; son kırgınlık ise büyüyerek bütün belleği
kaplar. Böyle zamanlarda bellek, iki kefeli bir terazi olmaktan çıkar. Yalnızca
kırgınlığın ağır bastığı tek kefeli bir tartıya dönüşür.
Oysa yıllarca süren iyilik,
değersiz olduğu için değil, alışıldık hâle geldiği için görünmez olur.
Bir insanın kişiliği, tek bir
davranışıyla değil, zaman içinde gösterdiği tutumların bütünüyle anlaşılır.
Nasıl tek bir kırlangıç baharı getirmezse, tek bir yanlış da bir insanın bütün
yaşamını tanımlamaz. Bir dostu yalnızca son davranışıyla yargılamak, bir kitabı
yalnızca yırtılmış sayfasına bakarak değerlendirmeye benzer.
Bu nedenle hüküm vermeden önce
durmak gerekir.
Bizi inciten davranışın ardında
bilmediğimiz bir neden bulunabilir. Belki karşımızdaki insan zor bir dönemden
geçiyordur. Belki de bizim bir sözümüz ya da davranışımız onu kırmıştır. Önce
kendimize sormalıyız:
“Acaba benim de bir yanlışım
oldu mu?”
İnsan, kendi kusurunu
koşullarla, başkasının kusurunu ise karakteriyle açıklamaya yatkındır. Kendi
öfkesine bir neden bulur, başkasının öfkesinde kötülük arar. Bu yüzden önce öz
eleştiri yapmalı, ardından karşımızdakini anlamaya çalışmalıyız.
Çoğu kırgınlık, yapılan
yanlıştan çok sorulmayan bir sorudan doğar. Öfkeyle verilen karar, gerçeği
değil, o anki duyguyu yansıtır. Bir gün beklemek, bir kez sormak ve karşıdakini
dinlemek, yılların dostluğunu kurtarabilir. Çünkü söz geri alınsa bile bıraktığı
iz her zaman silinmez.
Elbette vefanın da bir sınırı
vardır. Geçmişte yapılan iyilikler, her yanlışı bağışlatmaz. Yanılmak başka,
yanlışta ısrar etmek başkadır. Bir kez incitmek insanın kusuru olabilir;
sürekli incitmek ise artık bir tutumdur. İlişkinin bütününe bakmak, tek bir
yanlışı anlayışla karşılamayı gerektirebilir. Ancak yinelenen zararı görmezden
gelmeyi gerektirmez.
Vefa, insanın kendisini sürekli
yıpratan bir ilişkiye katlanması değildir. Zarar vermeyi alışkanlık hâline
getiren birinden uzaklaşmak da vefasızlık sayılmaz. Çünkü insan, başkasına
gösterdiği anlayışı kendisinden esirgememelidir.
Bağışlamak ise yapılanı yok
saymak değildir. Yaşanan yanlışın ilişkinin tamamını belirlemesine izin
vermemektir. Geçmiş değişmez; ancak bağışlamak, hem ilişkiyi hem de insanın
geleceğini kırgınlığın yükünden kurtarabilir.
Sonuçta vefa, yanlışı görmezden
gelmek değil; hüküm verirken geçmişteki iyilikleri de unutmamaktır. Kendimiz
için istediğimiz hakkı başkasına da tanımaktır:
Bir günümüzle değil, bütün
günlerimizle tartılmak…
Çünkü bir insan hakkında nasıl
hüküm verdiğimiz, yalnızca onun kim olduğunu değil, bizim kim olduğumuzu da
gösterir.
Osman Karadağ
1 Ağustos 2026