Tarihi Özümseyememenin Olumsuz Örnekleriyle Özümseyenin Başarı Örneği
Giriş
Tarih, toplumların
ve önderlerin yaşadıklarını koruyan bir bellektir. Ancak bu anıların gerçek
değeri yalnızca saklanmalarına değil, üzerinde düşünülüp çözümlenerek ders
çıkarılmalarına bağlıdır. Önderlik ve büyük strateji alanında sık rastlanan bir
gerçek vardır: geçmişten ders almayan aktörler benzer yıkımlarla yeniden
karşılaşır. Buna “stratejik unutkanlık” (strategic amnesia) deniyor.
Bu yazıda tarihte yaşanmış beş büyük seferi irdeliyorum:
Pers Kralı Darius'un İskit Seferi (MÖ 513/512), İsveç Karlı XII.
Karl'ın Poltava yenilgisi (1709), Napolyon'un Rusya Seferi
(1812), Hitler'in Barbarossa (1941) ve Mustafa Kemal Atatürk'ün
Kurtuluş Savaşı (1919–1923). Buradaki ilk dört örnek stratejik bellek
yokluğu yüzünden yinelenen hata örüntülerini açığa çıkarırken son örnek
bir başarı öyküsüdür.
Tarih felsefesi bize bir çelişki verir: Hegel'in
belirttiği gibi, insanlar bazen tarihten ders almaz. Aydınlanma düşüncesinde
(Bacon, Comte) geçmişten öğrenmenin gücü vurgulanır; ama büyük
stratejide yine aynı tuzaklara düşülür. Neden? Çünkü bilgi tek başına
yetmez; bilgi kurumsallaşmaz, paylaşılmaz, günün koşullarına
uyarlanmazsa unutulur.
Yinelenen hataların ortak kökleri açıktır. Birincisi, lojistik
yetersizliğidir: uzun ikmal hatları, eksik stok ve zayıf ikmal
planı. Napolyon ve Barbarossa bunu acı biçimde gösterdi.
İkincisi, coğrafi etkenlerin yanlış okunması: iklim, arazi
ve mevsim hesaba katılmazsa askeri güç erir. Üçüncüsü, yerel desteğin
göz ardı edilmesi; istilacı güç halkı kazanamazsa tedarik ve istihbarat
çöker. Dördüncüsü, önderin aşırı özgüveni ve merkeziyetçilik:
esneklik yoksa hata düzeltilemez. Son olarak, kurumsal bellek
kurulmaz; yapılan hatalar yazılı kural haline gelmez.
Karşı örnek de var: Atatürk'ün Kurtuluş Savaşında
görülenler. Burada halk seferber edildi; lojistik ve eğitim
önemsendi; diplomasi zaman kazandırdı; komuta esnek kullanıldı.
Yani geçmişten öğrenme, uygulamaya döküldü. Bu, stratejik belleğin işe
dönüştüğü örnektir.
Neden aynı hatalar yinelenir? Kısacası: politik ve
kurumsal baskılar kısa erimi öne çıkarır; övünme kültürü hataları
gizletir; bilgi paylaşımı zayıftır; ders çıkarmak için zorunlu olay sonu
değerlendirme düzenekleri yoktur. Ayrıca yeni teknolojiler ve çevre
koşulları eski alışkanlıklarla yanlış okunur.
Büyük Strateji
ve Stratejik Bellek
Büyük strateji, Paul Kennedy'nin
belirttiği gibi bir devletin tüm kaynaklarını uzun erimli amaçlara göre
düzenleme sanatıdır. Bu yalnızca askeri güç değildir; ekonomi, diplomasi,
teknoloji ve politik amaç da işin içindedir. Carl von Clausewitz'in
"savaş, siyasetin başka araçlarla sürmesidir" sözü, askeri
eylemin politik amaçtan koparılamayacağını ve bu geniş kapsamlı bütünlüğün
ayrılmaz bir parçası olduğunu anımsatır.
Stratejik bellek ise geçmiş başarı ve hataların kurum içinde kayıtlı, öğrenilmiş ve yeni
kararlara rehberlik eden duruma gelmesidir. Ancak bir çelişki vardır: Hegel'in
keskin sözü burada tersine köşe yapar—insanlar bazen tarihten öğrendiğini sanır
ama aynı hataları yineler. Bunun nedenleri yalındır: bilgi tek başına yetmez;
bilgi kurumsallaşmaz, paylaşılmaz veya yeni koşullara uyarlanmazsa
unutulur.
Stratejide en kısa ve en doğrudan yol çoğu zaman yanıltıcıdır. Hızla sonuca
ulaşma isteği, beklenmedik engeller karşısında ağır yenilgilere dönüşebilir.
Luttwak ve Liddell Hart’ın işaret ettiği gibi, dolaylı ve şaşırtıcı hamleler
genellikle daha kalıcı sonuçlar üretir. Tarih bunu defalarca göstermiştir:
Fransa, Maginot Hattı’yla güvenliğini betonlaştıramamış; Napolyon ve Hitler,
Rusya’nın coğrafyasını ve iklimini küçümseyerek ordularını tüketmiş; 2003 Irak
müdahalesi ise askeri gücün toplumsal ve siyasal gerçekleri tek başına
aşamayacağını ortaya koymuştur.
Bu örneklerin ortak noktası açıktır: İkmal ve lojistik hesapsız
bırakıldığında güç hızla erir, coğrafya yanlış okunduğunda planlar çöker, yerel
destek kazanılmadığında başarı kalıcı olmaz. Hedefler eldeki kaynakları
aştığında ve kararlar tek elde toplandığında esneklik kaybolur. Üstelik
geçmişten öğrenilmezse, aynı hatalar yeni adlarla yeniden sahneye çıkar.
Tarih boyunca yaşanan yenilgilerin çoğu, aslında birbirine benzeyen
hatalardan doğar. En başta, ikmal ve lojistik göz ardı edilir; yiyecek,
mühimmat ve insan gücü doğru planlanmadığında en güçlü ordular bile kısa sürede
tükenir. Coğrafya ve iklim doğru okunmadığında, yani arazi koşulları ve hava
şartları hesaba katılmadığında, kâğıt üzerindeki planlar sahada hızla dağılır.
Bir başka yaygın yanılgı, yerel halkın desteğini önemsiz görmektir. Oysa
halkın rızası olmadan kazanılan başarılar geçici kalır. Aynı şekilde, hedefler
eldeki imkanları aştığında yenilgi neredeyse kaçınılmazdır. Buna bir de
kararların tek bir merkezde toplanması ve önderlerin aşırı özgüveni
eklendiğinde, hatalar zamanında fark edilmez ve düzeltilemez.
Son olarak, geçmiş deneyimlerden ders çıkarılmadığında tarih kendini tekrar
eder. Yaşananlar kayda geçirilmez ve kuşaktan kuşağa aktarılmazsa, eski
yanlışlar yeni koşullarda yeniden sahneye çıkar.
Karar alma
süreçleri çoğu zaman yalnızca bilgi eksikliğinden değil, insanın ve kurumların
doğasından kaynaklanan psikolojik ve toplumsal etkenler yüzünden de bozulur.
İnsanlar gücü ellerinde topladıkça, kendi yeteneklerini ve öngörülerini
abartmaya eğilimlidir. Napolyon ve Hitler örneklerinde görüldüğü gibi, bu aşırı
güven gerçekliği görmeyi zorlaştırır ve felaketle sonuçlanan kararların
önünü açar.
Bir başka yaygın sorun, insanların yalnızca zaten inandıkları şeyleri
doğrulayan bilgilere kulak vermesidir. Doğrulama önyargısı denen bu
durum, ters yöndeki uyarıların yok sayılmasına yol açar. Pearl Harbor öncesi
istihbarat raporları ya da 2003 Irak Savaşı süreci, bu körlüğün nasıl ağır
bedeller doğurduğunu açıkça gösterir. Benzer şekilde, karar vericiler çoğu
zaman riskleri küçümser, süreyi ve maliyeti olduğundan az hesaplar. Planlama
yanılgısı adı verilen bu hata, Schlieffen Planı’ndan Vietnam ve Afganistan
müdahalelerine kadar birçok örnekte tekrar eder.
Kararlar bir grup içinde alındığında ise başka bir tehlike ortaya çıkar: grup
düşüncesi. Uyum baskısı yüzünden farklı sesler susturulur, eleştirel akıl
devre dışı kalır. Domuzlar Körfezi (Not) çıkarması ve Vietnam’daki karar
süreçleri, bu sessizliğin nelere yol açabileceğini göstermiştir. İlk örnekte
ABD yönetiminde karşı görüşler bastırıldığı için planın zayıflıkları
tartışılmadı; sonuç, kısa sürede çöken bir işgal girişimi oldu. İkincisinde ise
üst yönetimde itirazlar susturuldu, savaşın kazanılamayacağına dair uyarılar
görmezden gelindi; bu da uzun, yıpratıcı ve başarısız bir savaşa yol açtı.
Not: Domuzlar Körfezi, Küba’nın güneyinde, Karayip Denizi
kıyısında yer alır. İspanyolca adı Bahía de Cochinos
Toplumsal düzeyde bakıldığında sorunlar daha da derinleşir. Max Weber’in
sözünü ettiği karizmatik otorite, kurumların kişilere aşırı bağımlı hale
gelmesine neden olur. Michel Crozier’in tanımladığı kurumsal körlük ve
tıkanmalar, değişime direnci artırır. Edgar Schein’in vurguladığı örgüt
kültürü ise, hatalardan öğrenmek yerine onları normalleştirebilir. Üstelik
Karl Mannheim’ın işaret ettiği kuşaklar arası aktarım sorunları nedeniyle
geçmiş deneyimler sağlıklı biçimde devredilemez ve kurumsal hafıza giderek
aşınır.
Bu tabloyu anlamak için altı temel başlık öne çıkar. Önce, ikmal ve
sürdürülebilirliği kapsayan lojistik planlama gelir. Ardından coğrafya ve
iklimin strateji üzerindeki etkisi, düşmanın niyet ve kapasitesini doğru
okumayı sağlayan istihbarat, hedeflerle kaynaklar arasındaki denge, liderlerin
psikolojisi ve son olarak kurumların deneyimlerden öğrenme yetisi gelir. Bu
ölçütler, Clausewitz’ten Peter Senge’ye uzanan kuramsal yaklaşımlar ve tarihsel
örneklerle birlikte ele alındığında, başarısızlıkların yalnızca dış koşullardan
değil, insan aklının ve kurumların sınırlarından da kaynaklandığı açıkça
görülür.
Dört Başarısız Bir Başarı Örneği
Tarih bir dizi usta dersi fısıldar—çoğu zaman kan ve
açmazlarla yazılmış dersler. Aşağıdaki beş öykü, güç ile gerçeklik arasındaki
kopukluğu, aptalca ısrarları ve doğru öğrenmenin nasıl zafer getirdiğini
gösterir.
Darius ve İskitler — Güç yetmez, uyum gerekir: Büyük bir Pers ordusu Tuna’yı geçti; amaç İskitleri
ezmek, imparatorluğun otoritesini pekiştirmekti. Ne var ki İskitler savaş
meydanında karşılaşmayı reddedip toprağı yakıp suyu kirleterek Perslerin ikmal
zincirini kestiler. Devasa ordunun yiyeceksiz, susuz ve moral bozukluğu içinde
geri çekilmesi, gösterdi ki kaba güç, hareketli taktiklere ve çevresel gerçeğe
uyamazsa işlevsiz kalır.
XII. Karl ve Poltava — Geçmişin derslerini okumamak
pahalıdır: İsveç kralı Karl, soğuk bir kışta Ukrayna bozkırlarına
ilerledi. Tarihsel örnekler ve iklim verileri onu uyarmıştı ama ısrarı sürdü.
Don, açlık ve uzayan ikmal hatları ordusunu paramparça etti. Poltava, sadece
bir yenilgi değil; geçmişin hatalarını tekrar etmenin nasıl ulusal felakete
dönüştüğünün simgesidir.
Napolyon’un Rusya seferi — Lojistik her şeydir: Grande Armée Moskova’ya yürüdü; ama Rusların derin
çekilmesi ve yakıp-yıkma taktikleri Fransızları yiyeceksiz bıraktı. Boşaltılmış
ve yanan bir Moskova ile dondurucu kış, ordunun sonunu hazırladı. Bu sefer,
stratejinin merkezinde lojistiğin yattığını acı biçimde öğretti.
Barbarossa — İdeoloji gerçeği kör eder: Hitler’in Sovyetler’e saldırısı büyük idealler ve hız
hayalleriyle başladı fakat ideolojik saplantılar, düşmanın gücünü hafife almaya
ve ikmal hatlarını göz ardı etmeye yol açtı. Komuta içindeki itirazların
bastırılması (groupthink) hataları derinleştirdi. Sonuç: Stalingrad,
Kursk ve milyonlara varan kayıp—ideallerin akılcılığı gölgelemesine verilen
bedel.
Atatürk ve Kurtuluş Savaşı — Öğrenen örgütün zaferi: Karşıt bir örnek: Atatürk, geçmişten ders alıp sınırlı
kaynakları stratejik noktalarda yoğunlaştırdı, esnek savunma yaptı ve
komutanlarıyla birlikte hızlı karar döngüleri kurdu. Sakarya’dan Büyük
Taarruz’a uzanan süreç, örgütsel öğrenme, lojistik disiplin ve tarihsel
farkındalıkla nasıl başarı kazanılacağını gösterir.
Ne öğretir bunlar?
Bu olayların ortak dersi basit: güç tek başına yeterli
değil—lojistik, çevresel gerçekçilik, tarihsel analiz, eleştirel karar alma ve
kurumların öğrenme yetisi belirleyicidir. Tarihsel gafletleri tekrar edenler
çöker; öğrenip uyum sağlayanlar ise zor koşullarda bile zafer kazanır.
Son Söz: Atatürk'ün
Entelektüel Mirası
Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir” sözü, bu
çalışmanın temel iletisini özlü biçimde ifade eder. Bu yaklaşım, bilimsel
bilgiye ve tarihsel çözümlemeye dayanmayan hiçbir stratejik başarının kalıcı
olamayacağını vurgular. Akıl, deneyim ve eleştirel düşünceyle desteklenmeyen
kararlar ise kaçınılmaz olarak tekrar eden hatalara yol açar.
Modern önderlik,
yalnızca karizma ya da ideallere bağlı kararlılıkla sınırlı
olamaz; dizgeli öğrenmeye, çözümleyici düşünceye ve güçlü bir tarih bilincine
dayanmak zorundadır. Darius, XII. Karl, Napolyon ve Hitler’in yaşadığı
trajediler, bu niteliklerin yokluğunun nasıl ağır bedeller doğurduğunu açıkça
gösterir. Atatürk’ün başarısı ise, stratejik belleğe dayanan ve koşullara
uyum sağlayabilen bir önderliğin neleri mümkün kılabileceğinin somut
kanıtıdır.
Her harekât bitince durup neden başarısız ya da başarılı olunduğu yazıya
dökülmeli ve kurala dönüştürülmelidir. Planlamaya lojistik, coğrafya ve mevsim
öncelikle konulmalı; yerel halk ve sivil kapasite kazanılmadan başarı kalıcı
olmaz. Komuta esnek olmalı, saha komutanlarına inisiyatif verilmeli.
Öğrenilenler kişisel hafızada kalmayıp okullar ve arşivlerle
kurumsallaştırılmalıdır.
Esenlikler diliyorum.
Kaynakça
Arreguin-Toft, I. (2005). How the Weak Win Wars: A Theory of Asymmetric Conflict.
Cambridge: Cambridge University Press.
Camrea, C. (2016). Scythian
tactics and strategy: Scorched earth victories – Part II. Ancient History
Encyclopedia.
Chandler, D. G. (1995). The
campaigns of Napoleon. New York: Scribner.
Clausewitz, C. von. (1832/1984). On War (M. Howard & P. Paret, Trans.). Princeton
University Press.
Glantz, D. M., & House, J. M. (1995). When titans clashed: How the Red Army stopped
Hitler. Lawrence: University Press of Kansas.
*Hart, B. H. Liddell* (1954). Strategy: The Indirect
Approach. London: Faber & Faber.
Hatton, R. M. (1968). Charles
XII of Sweden. London: Weidenfeld and Nicolson.
Herodotus. (2003). The
histories (A. de Sélincourt, Trans.). London: Penguin Classics. (Özgün eser
M.Ö. 430)
Janis, I. L. (1972). Victims
of Groupthink. Boston: Houghton Mifflin.
Kahneman, D. (2011). Thinking,
Fast and Slow. New York: Farrar, Straus and Giroux.
Kennedy, P. (1987). The
Rise and Fall of the Great Powers. New York: Random House.
Kinross, Lord (1964). Atatürk:
The Rebirth of a Nation. London: Weidenfeld & Nicolson.
Liddell Hart, B. H. (1954/1991). Strategy: The Indirect Approach. London: Faber and
Faber.
Luttwak, E. (1987). Strategy:
The Logic of War and Peace. Cambridge: Harvard University Press.
Mango, A. (1999). Atatürk:
The Biography of the Founder of Modern Turkey. London: Overlook Press.
Overy, R. (1997). Russia's
War: A History of the Soviet War Effort, 1941-1945. London: Penguin.
Senge, P. (1990). The
Fifth Discipline. New York: Doubleday.
Shaw, S. J. (1977). From
Empire to Republic: The Turkish War of National Liberation 1918-1923.
Ankara: Turkish Historical Society.
Tuchman, B. (1984). The
March of Folly. New York: Knopf.
Van Creveld, M. (1977). Supplying
War: Logistics from Wallenstein to Patton. Cambridge University Press.
Zamoyski, A. (2004). Moscow
1812: Napoleon's fatal march. London: HarperCollins.
Zürcher, E. J. (2004). Turkey:
A Modern History. London: I.B. Tauris.