13 Mart 2016 Pazar

Uydurulan Bir Koloni Göçü

Uydurulan Bir Koloni Göçü

Ege'nin kuzeydoğusunda Anadolu topraklarında Demir Çağı yerleşmeleri genellikle Hellas (Yunanistan)'tan gelen Aiol sömürgecilere dayandırılır. C.B. Rose’un Truva’da elde edilen yeni malzemeye odaklanan bir makalesinde[1] göçün edebi anlatımları ve arkeolojik kanıtlarını incelemiştir. Araştırıcının bulgularına göre Aiolis’in sömürgeleştirilmesinde ne bir alan baskın bir rol oynamış, ne de arkeolojik bulgularda böyle bir yaygın sömürgeleştirme olduğu desteklenmiştir. Söz konusu araştırmadan elde bulgulara izleyen paragraflarda özetle değinilmektedir.
Elde edilen bulgular göçün, Pers Savaşları sonrasında saldırgan bir biçimde özendirilmiş anlatımları Ege'nin her iki taraf için de karşılıklı yararlı olduğu sonucunu ortaya çıkarmıştır. Diğer bir deyişle böyle bir kurgu hem Batı Anadolu kentleri hem de Hellas’taki kentler için Pers Savaşları sonrasında birleştirici bir öge olarak oluşturulmuştur. Özellikle Delos Deniz Birliğinin gerekçesini oluşturmuştur.
Erken Demir Çağı'nda Anadolu’nun kuzeydoğu Ege’deki yerleşimlerin çoğu Teselya, Boiotia, Akhaia veya bu üçünün bir karışımının oluşturduğu Aiol sömürgecilerinin Ege'nin karşı tarafına göçüne dayandırılır. Bu göçlerin bir önder ve onun soyundan gelenlerin önderliğinde Bozcaada’dan, İzmir'in koyları arasına kadar geniş bir coğrafi alana yapıldığı bildirilmesine karşın, göçle ilgili antik kaynakların çoğu anlatımlarında bir tutarlılık yoktur. Diğer bir deyişle, Truva Savaşı'ndan sonra kurulduğuna inanılan Midilli ve kuzeybatı Anadolu'daki Aiol yerleşimlerinin, Hellas’tan gelenlerce gerçekleştirildiği hep söylenegeldi. Erken Helen tarihinin bu özelliği bilginler tarafından kabulü o kadar yaygın bir duruma geldi ki, bunun kanıtının değerlendirilmesine gerek bile görülmedi.
Araştırıcı Rose, Truva’da Helen ve Roma kazılarının başkanı olarak görev yaptığı 18 yıl boyunca bu Göç Modelini asla sorgulamadan ve bütün kazı raporlarında Anadolu kolonileşmesini varsaydığını itiraf eder. Ancak, Truva Demir Çağı malzemesinin son yayına hazırlığının yeniden incelenmesi sırasında, Aiol göçünün, arkeolojik ve edebi malzemeye eşit ağırlık vererek ve eski ve yeni tarih yazıcılığını da göz önünde bulundurarak, kanıtlarının yeniden değerlendirilmesinin gerekli olduğu sonucuna varır. Kendisinin belirttiği üzere birçok arkeolog, tersini iddia etseler bile, Türkiye ve Hellas arasındaki zamanımızın siyasi bölünmeleri, onların tarihi olayları değerlendirmelerini etkilemektedir. Tarihçiler de ya Türkiye ya da Hellas’a odaklanırlar ve yayınların her iki tarafa da eşit muamele yapması çok enderdir.
Eski Edebi Kaynaklar
Aiolic terimi ilkin Knossos’daki Liner B metinlerinde ortaya çıkar. Homer destanlarında ne Aiolis’e ne de Anadolu’nun batısında bir Helen kolonileşmesine değinilmez. Odysseus Midlli’ye yolculuk yapar, ancak bir yerleşme yeri kurmaz ve adanın kralı, adı Helence olmayan Makar’dır[2]. Bir coğrafi terim olarak sözcüğün ilk kullanımı, Hesiodos’un, babasının kötü durumunu ve sonunda Aiol Kyme’den Boiotia’ya göçünü açıkladığı İşleri ve Günler eserinde görülür. Bununla birlikte, Hesiod’un hiçbir bölümünde, Hellas Helenleri tarafından Ege’nin kuzeydoğusunda kolonilerin kuruluşundan söz eden hiç bir parça yer almaz. Bir sonraki ilgili göndermeler, Alkaios ve Sappho eserlerinde sözü edilen, Midillili Arkaik ozanda ortaya çıkar. Hellanikos, Strabon ve Pausanias’ın aralarında yer aldığı diğerleri tarafından Midilli’nin yönetici ailesi olarak, Aiolleri Midilli’ye göç ettiren Penthilos, sonra oğlu Orestes’in adlarından söz edilir. MÖ 7. yüzyıla gelindiğinde, Midilli hükümdarları, soylarının Truva Savaşı göçü sonucunda Atreus sarayından geldiklerini iddia ederler[3].
Bozcaada MÖ 5. yüzyılda göç anlatımlarında ortaya çıkmaya başlar: Pindar'ın (11. Nemea Ode) övgüsü Aristagoras’ı Bozcaada yurttaşı olarak kutlar. Aristagoras’ın Spartalı atası Peisandros önderlik yaptığı bir Aiol kuvveti ile Bozcaada kıyılarında Orestes katılmıştır[4].
Bu yazarların hepsi Aiolis’in gerçekte ne olduğu ve nerede olduğu üzerinde anlaşmış değillerdir. MÖ 6. yüzyıla gelindiğinde, Herodot göre, Aiolis’in özgün bölgesi Bergama ile İzmir arasında ve kıyı boyunca uzanıyordu ve merkezi Elaia ve Myrina arasında yer alan Gryneion’deki Apollon sunağında olan, on iki kentin oluşturduğu bir birlik tarafından denetleniyordu. Herodot bu bölgeyi, aslında, kentlerini Midilli ve Bozcaada’yı bağladığı Troad (Troas)’dan ayırıyordu (Hdt. 1.149-151). MÖ 4. yüzyıla gelindiğinde ise, terim özgün kentlere ek olarak Troas'ın batısına uygulanır olmuştu (Strabo 13.1.4, 39). Herodot, Hellas’ın Teselya parçasının eskiden Aiolis olarak adlandırıldığını ileri sürerken Tukididis Ozolian Lokris’e bitişik Pleuron ve Kalydon arasındaki Aitolia bölümünü ileri sürer (Hdt. 7.176.4; Thuc. 3.102.5; see also Diod. Sic. 4.67.2). Göçün tam anlatımlarından birini Strabo verir[5].
Strabo,  Dorların önünden kaçan Helen halkının Anadolu’nun batısı yanı sıra Sisam ve Sakız adalarında koloniler oluşturmada ve son olarak Karya’nın yerli kadınlarıyla evlenmelerinde Aiol kolonileşmesini İyon kolonileşmesinden dört kuşak öncesine tarihlendirir (Hdt. 1. 146.2-3). MÖ 8. yüzyıl sonlarında Asur metinlerinde geçen Yaw(a)naya adı genellikle, Helen olsun olmasın Anadolu’nun batısı halkları için, İyonlara bir gönderme olarak yorumlanır.
Solon’nun, yaklaşık MÖ 600’lerde Attika’yı en eski İyon toprağı olarak anması ile İyonya ve Atina arasında bir soy bağının kurulmasına karşın[6] Kleisthenic reform öncesi dört kabilenin adları çeşitli İyon kentlerinden ele geçen yazıtlarda yer almıştır. İyonya kimliğinin temel kamu göstergesi olan Apatouria festivali, hem İonya ve hem de Atina'da kutlandı. Kabile adları ve festivalin doğudan batıya olduğu, son bilimsel çevrelerce tercih etmekle birlikte, açık değildir [7]. MÖ 7.yüzyılın sonuna gelindiğinde İyon kentleri, Aiol Birliği’ni tamamlamak üzere, Sisam karşısında, Mykale’deki Poseidon sunağını merkez alan Panionion Birliği’nı oluşturmuşlardır. Bu dönemde İyonya’nın Atinalı kökeni, başta kendi adını taşıyan İon kurucu ailesinin soy tahrifi (manipulation) yoluyla, giderek artan bir biçimde vurgulandı[8]. Aralarında başta Herodot ve Tukididis olmak üzere birçokları, İyonya’yı, Atinalıların kolonileştirdiklerini dikkate aldı[9].
Özetle Aiol ve İyon göçlerinin bu açıklamalarının hiçbiri birbirini benzemiyordu ve öykülerin zamansal ve mekânsal boyutları yazarlar arasında büyük ölçüde farklılıklar göstermekteydi. Ama Arkaik dönemin sonuna gelindiğinde, Hellas ile Anadolu arasındaki soy bağlantıları üzerindeki genel inanç kesinlik kazandı ve Pers Savaşları sonrasında batıdan doğuya doğru göç öyküleri yerli yerindeydi[10].
Modern Yorumlar
Kanıtların yorumları, ilgili antik kaynaklar gibi çeşitli olmasına karşın Aiol / İyon göçleri hakkında çağdaş bilginler ender olarak kuşku duymuş ve bir zamanlar onların Hint-Avrupa göçleri ile birlikte ele alınmıştır. Diğer bir deyişle, Geç Tunç / Erken Demir Çağı arkeolojik verilerdeki değişiklik, 500 yıl boyunca dört farklı kolonileşme ile nüfus değişim için kanıt olarak yorumlandı. Arkeologlar göçleri yeniden yapılandırmalarını desteklemek için, genellikle dilbilimcilerin, Hesiod'un Helenleri üç kola ayırmasına benzer biçimde Dor, İon ve Aiolic lehçeleri araştırmalarına döndü. Bu yapılandırma bileşenlerinin her biri, genellikle şu sırayla kolonileştirmeye bağlanır: Dorların işgalinden sonra Midilli kentlerinde keşfedilen protogeometrik çömleklere dayanarak, MÖ yaklaşık 1050’de Teselya ve Euboia’dan Midilli’ye ozanları ile birlikte bir Miken göçü oldu. Bu kurama göre bu göç, Liner B formları ve İon lehçeleri karışımını açıklar, daha sonra destanlar Anadolu kıyıları boyunca daha güneyinde gittikçe İon lehçesinden etkilenir. Homeros destanları ile ilgili son çalışma, zorunlu olarak, Erken Demir Çağı'na bir Aiol göçü olduğunu gösterir.
Son zamanlarda bilim insanları bu göç öykülerini, bir dereceye kadar gelişen etnik kimlik ve yurttaşlık propagandası simgeleri olarak incelemeye başlamışlardır. İlk önemli girişim, 1958 yılında M.V. Sakellarious’un ilgili edebi kaynakları incelediği zaman, İyon göçlerinin gerçekte, Pers Savaşları’nı izleyen dönemde, Atinalıların propagandası olduğu sonucuna varması ile ortaya çıktı[11]. Jonathan Hall ve Irad Malkin’in erken Helen etnisitesi üzerine yaptıkları sonraki çalışmaları bu yaklaşımı, soy anlatımları, bölgesel kimliklerin sistematik yapılandırılmasına bağlanmış,  zaman içinde formüle edilmiş ve siyasi gündemlere göre yönlendirilmiş olduğunu göstererek daha da ileri götürmüştür[12].
Yukarıdaki açıklamalardan anlaşıldığına göre Batı Anadolu’ya bir Helen göçünün bütünüyle uydurulmuş bir öykü olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu öykünün uydurulma nedeni de MÖ 5. yüzyıldaki Atina yayılmacılığına tarihsel bir dayanak oluşturmaktır. Bu dayanağın oluşturulmasında Pers tehlikesi bir araç olarak kullanılmıştır.
Yunan kolonileşmesi Öyle Anlatıldığı gibi değil[13]
Son yıllarda Helen kolonileşmesinin doğası ve gelişmesi hakkında canlı bir tartışma gelişmektedir. Bu tartışma, bize aktarılan geleneğin öne sürdüğü oecist-metropolis (anakent)-kuruluş tarihi ilişkisine dayanan modelin gerçekte, MÖ 7.yüzyıl ortasından önce gerçekleşmemiş olan daha sonraki normalleşme sürecinden kaynaklandığını kanıtlamaya başlamıştır. En eski dönem için arkeolojik veriler, birbirini izleyen ayrışık kolonileşme katkıları ve yerleşimlerinden oluşan farklı bir model gösterir[14]. Bu gerçekler ışığında tarih kitaplarının Helen kolonileşmesi ile ilgili bölümleri silinip yeniden yazılmalıdır[15]. Farklı kökenli seramiklerin kanıtladığı üzere farklı kökenden gelen sömürgeciler (koloni kurucular) ilk yerleşmelere yönelirler; bunun bir sonucu iyi tanımlanmamış bir planla yerleşme ve sonra yavaş yavaş genişlemedir. Bu çerçevede, Helen anakenti olan poleis Polenezlerin büyük adamlarının ya da Kara Afrika’nın devletsiz toplumlarına benzer ilkel toplumları gibi algılanmalıdır[16]. Sonuç olarak Alfonso Mele şunu der: “Batı'da yer alan Homeric ansiklopedi metinleri, diğer edebi kanıtlar ve çağdaş sömürge gerçekleri yazılı metinleri Odyssey’den yapılan alıntılara dayanmaktadır.”



[1] Rose, C.B., Separating Fact from Fiction in the Aiolian Migration, hesperia yy (2008) Pages 399-430. The American School of Classical Studies at Athens. Aiolian Göçü: Gerçekleri Kurgulardan Ayıklamak
[2] Od. 4.342-344; II 24.544; Diod. Sic. 1.3; 5.57.2
[3] Aşağı yukarı aynı zamanlarda Apollo’ya bir Homeros ilahisinde, Midilli kralı Makar, Aiolos’un oğlu olarak adlandırılır. Bu Aiolos Teselya kralı olarak adlandırılır ve Hellen’in Doros ve Xouthos oğulları ile birlikte listelenir (Hymn. Horn. Ap. 37). Böylece Aiolos, Hellen ailesi içine girer; Makar ve onun Midillili torunları anakara Yunan kökenini kazanır ve Teselya da Aiol göçlerinde bir rol üstlenir.
[4] 11. FGrH 382 F20. Buradan çıkarım şudur: Truva Savaşı'ndan bir kuşak sonra, Midilli gibi, Bozcaada da Aristagoras’ın atası dahil Peloponnes (Mora)li bir grup erkek tarafından ele geçirilmiştir. Bu noktaya kadar, göç ile ilgili yazarlar, bu göçün başlangıcı için özel bir neden vermezler, ancak dini bir motif olarak (yaklaşık MÖ 300’de ünlü olan) Atinalı bir yazar tarafından sağlanır. Yazarın kaydettiğine göre orta Yunanistan'daki veba ancak eğer Orestes, Truva Savaşı sırasında hasar görmüş bölgelerde koloniler kurar ve oralarda tapınakları yeniden canlandırırsa sona ereceği kehanetinde bulunduğu kaydedilir.
[5] "Aiolis"  bölümü altında, Bozcaada ve Midilli de dahil olmak üzere, Kyzikos’tan Kyme’ye kadar olan bütün bölgeyi alır. Göçün ilk evresinin başlangıcını da Truva Savaşı'ndan 60 yıl sonrasına koyar. Yerleşimciler Agamemnon güçleri gibi, Boiotia’daki Aulis’ten yola çıkar ve Orestes’in oğlu Penthilos önderliğinde, Trakya'ya geçer; sonra onun torunu Archelaos veya Echelas önderliğinde Daskyleion’a ve nihayet onun büyük torunu Gras önderliğinde, kendi adını alan, Granikos ırmağı ve Midilli bölgelerine geçer. Penthilos seferi ile çağdaş, Lokris’ten ayrılan bir ikinci takım da Kyme’yi kurar. Strabo’nun anlatımında, sonra, kolonileşme, Orestes’ten onun büyük torunu Gras’a kadar, dört kuşak boyunca yayılır ve izlenen yol önceki anlatımlardan farklı olarak Midilli yerleşilen son bölge olur. (Strabo 9.2.3, 5; 13.1.1-4, 58; 13.2.1; 13.3.2-3; 13.3.5)
[6] Arist. Ath. Pol 5 gönderimi.
[7] 16. Cassola 1957, p. 47; Huxley 1966, p. 31; Ulf 1996, p. 271; Hall 2002, p. 70. For the attitude toward Ionians among elite Athenians in the Archaic period, see Connor 1993.
[8] Bknz. dn 18.
[9] 19. Hall, J.M. 2002. Hellenicity: Between Ethnicity and Culture, Chicago, pp. 68-69.
[10] Sözde, Frigya ve Lidya arasında büyütülmüş olan Pelops’in Anadolu'dan Peloponnese yolculuk etmesi; onun büyük torunları Menelaos ve Agamemnon’un Truva’ya karşı savaşta önderlik yapmaları ve Menelaos’un oğlu Orestes ve torunları ve onlar arasında sayılan İon’un kendisinin sonraki Aiol göçlerini sağlayanlar olduğu (Bknz. dn 20 ve 21.)
[11] 35. Sakellariou, M. V. 1958. La migration grecque en Ionie, Athens; 1990. Between Memory and Oblivion: The Transmission of Early Greek Historical Traditions (Melete- mata 12), Paris. pp. 133- 149. A similar approach has been followed by John Papadopoulos (Papadopoulos, J. K. 2005. The Early Iron Age Cemetery at Torone: Excava- tions Conducted by the Australian Archaeological Institute at Athens in Collaboration with the Athens Archaeological Society (Monumenta Archaeologica 24), Los Angeles. pp. 580-588), who has questioned the validity of the literary accounts relating to Euboian colonization of Torone.
[12] 36. Hall, J. M. 1997. Ethnic Identity in Greek Antiquity, Cambridge. 2002. Hellenicity: Between Ethnicity and Culture, Chicago., 2004. Culture, Cultures, and Acculturation, in Rollinger and Ulf 2004, pp. 35-50.; Malkin I. 1998. The Returns of Odysseus: Colonization and Ethnicity, Berkeley, ed. 2001. Ancient Perceptions of Greek Ethnicity, Washington, D.C.. It is worth noting that the recent conflicting interpretations of the significance of Late Bronze Age Troy have been linked to political and cultural changes in German society: Haubold 2002. (The subsequent studies of Jonathan Hall and Irad Malkin on early Greek ethnicity have expanded this approach considerably by demonstrating the extent to which accounts of ancestry are tied to the systematic construction of regional identities, formulated over time and driven by political agendas)
[13] Mele, A., How Archaic Greek Colonization developed and What Foms it Took, Alfonso Mele, Università degli studi di Napoli Federico II, Italy.  The Mythology and Iconography of Colonization: a Special Themed Issue of Electronic Antiquity, Guest Editors: Ann-Marie Knoblauch (Virginia Tech) & Terry Papillon (Virginia Tech), Electronic Antiquity 11.1 (Nov 2007)
[14] 1 Cf. Purcel, N., Mobility and the Polis, in The Greek City: from Homer to Alexander ed. O. Murray and S. Price (Oxford 1990) 29 ff., Osborne, R., Early Greek Colonization, in Archaic Greece: New Approaches and New Evidence ed. N. Fisher and H. van Wees (London, 1998) 251 ff., and Braund, D., Writing and Re-inventing Colonial Origins: Problem from Colchis and the Bosphorus, in The Greek Colonization of the Black Sea: Historical Interpretation of Archaeology ed. G.R. Tsetskladze. Historia Einzelschriften 121 (Stuttgart, 1998) 287 ff..
[15] Mele, A., How Archaic Greek Colonization developed and What Foms it Took, Alfonso Mele.
[16] Dipnotu 2 Quiller, B., “The dynamics of the Homeric Society, SO 56 (1981) 109 ff.. Contra: Carlier, P., Les Basileis Homeriques, Ktema, 21 (1996) 5 ff; dipnotu 3 Berent, M. The Stateless Polis.Toward a Re.Evaluation of the Classical Greek Political Community. Diss. Cambridge, 1994.. Contra: Hansen, M.H., Was the Polis a State or a Stateless society?, in CPC Papers 6. = Historia Einzelschriften 162, 2002. 162.

11 Şubat 2016 Perşembe

Bir Devlet Neden Batar?

Bir Devlet Neden Batar?
A. Erzen, 1958 yılında Belleten dergisinde yayınlanmış bir çalışmasında[1] Roma İmparatorluğu’nun çöküşünü hazırlayan nedenlerden birini, ibret verici bir olay olarak çok güzel anlatır. Onun anlattığı olay daha sonraki yıkılan imparatorluklar ve devletlerde başka bir görünümde gerçekleşir. Son derece önemli olduğunu değerlendirdiğim bu ibret verici olayı A. Erzen’in makalesine bağlı kalarak buraya almayı gerekli gördüm.
Roma İmparatorluğu’nun yıkılışındaki başlıca etkenlerden birini eyaletlerin, imparatorluk içindeki siyasi, askeri ve ekonomik konumu oluşturmuştur. Romalılar, cumhuriyet döneminin en güçlü aşamasında Akdeniz dünyasına egemen olduklarında eyaletler önem kazanmaya başlamıştı. İmparatorluğun temellerini atmış olan Sezar’ın eyalet politikasının son hedefi, gerçek vatandaşlarla uyruklar hakkında yeni bir görüşün ortaya konmasıdır. Buna göre devlet yalnız Roma ve İtalya yarımadasından değil, devletin bütün bölgelerinden oluşur ve eyaletlerde Roma kolonileri kurarak devlet içinde uyruklar da yeni bir konuma eriştirilir. Böylece ilk defa, eyaletler uyrukluktan çıkıp gerçek Roma vatandaşı olur ve Romalılar devlet içindeki bütün konumlara geçmeye hak kazanmış olur.
Pax Agusta da denilen Roma barışı ile bütün bölgelerin barış ve huzura kavuşarak, güvenliğin garanti altına alınması ile eyaletlerde gönenç artmıştı. Buna karşılık, İtalya, maddi ve manevi bakımdan gücünü yitirmeye başlamıştı. Boşalmakta olan Roma lejyonları ve devlet memuriyetleri, eyaletten gelenlerle doldurulduğu gibi din, hukuk ve edebiyat alanlarında özellikle Doğunun etkisi gittikçe artmaya başlamıştı.
Doğuda çok daha yüksek kültürlü ülkelerin soyluları, hem ülkelerinde sahip oldukları saygınlık ve sözünü geçirme ve hem de bilgi, görgü ve deneyimleri dolayasıyla iş başına getirilerek yükselmelerine olanak verilmiştir. Başlangıçta yalnızca soylulardan ve Roma vatandaşlık hakkını elde etmiş olan kimseler, yükselerek en yüksek oruna geçtikten sonra Senatus’a kabul edilmekteydi. Bundan sonra vali, ordu komutanı, halk tribünü[2], legatus[3], prokonsül[4], pontifex[5] ve sonunda imparatorluk içinde en yüksek orun olan konsüllüğe geçmişlerdir. 
İkinci yüzyılda Doğu eyaletlerinin ve özellikle Anadoluluların yükselmekte oldukları görülür. İmparator Caracalla’nın imparatorluğun sınırları içinde yaşayan bütün özgür insanlara Roma vatandaşlığı vermesi ile artık devlet içinde asıl Romalıların hiç bir seçkin konumu kalmadı. İmparator Septimius Severus ordusunu özellikle İliryalılar ve Cermenlerden oluşan lejyonlara (legion)[6] dayandırmıştı. O zamandan başlayarak lejyonlarda daha çok Balkanlılar ve İliryalılar rol oynamaya başlar. Caracalla’dan başlayarak bütünüyle askerileştirilen devletin üçüncü yüzyıldaki asker imparatorlarının çoğu İlirya, Trakya, Suriye ve Afrika’nın yerli halkından gelmekteydi. Bu gelişmenin başlıca etkenlerini A. Erzen şöyle özetler:
Roma devletini kuran ve yöneten soylular, senatörlerin iç savaşları, siyasi katiller, imparatorları aşağılamak suçundan dolayı düzenlenen kara listelerle yavaş yavaş ortadan kalkmıştı. Yüksek askeri ve sivil konumları ellerinde bulunduran Roma soylularının ortadan kalkması ya da gücünü yitirmesi ile olan boşluk, eyaletlerdeki soylulara Roma vatandaşlık hakkı verilerek ve derecesi yükseltilerek doldurulmuştu. Yüksek orunlara çıkmış olan eyaletliler güvendikleri adamlarını da birlikte getirerek kendilerine bağlı bir memur kadrosu oluşturdular. Böylece devletin bütün memuriyet kademeleri çeşitli düşünce ve çıkarları yansıtan kimselerin eline geçmiş oldu. Aynı zamanda bir bölüm eyaletliler özel girişimler ile de her türlü konumları elde ettiler. Bu özel girişimlerin çoğu Roma’da bulunuyordu ve imparatorluğun ekonomik yaşamı da bu özel girişimler tarafından yönetiliyordu.
Romalı ailelerde ekonomik buhran dolayısıyla doğum oranı azaldı; devlet, yüksek devlet hizmetlerine çok çocuklu erkekleri tercihan atamak gibi bir önlem aldı ise de, bu eski ailelerin aleyhine oldu. Yoksullaşmış olan eski soylu ailelerin fazla çocuğu olmadığından sözü geçen konumlara savaşlarda zenginleşmiş bulunan eyaletli tüccar ve yüklenicilerin kendileri ya da oğulları geçmekteydiler. Böylece İtalya yarımadasının etnik yapısı büyük ölçüde değişti ve devlet ekonomik açıdan da zayıfladı.
Eskiden Roma ordusu donanımını kendisinin sağladığı İtalya köylüsünden oluşmaktaydı. Ekonomik bunalımlardan, savaşlardan en çok zarar gören köylü sınıfı nüfusça da azaldığından kendi toprağını ekip geçimini sağlayamadığı gibi, askerlik görevi için de yeteri miktarda kazanç elde edememiştir. Buna karşın savaş zenginleri küçük toprak sahibi köylülerin arazisini ellerine geçirerek büyük çiftlikler (latifunda) kurmuşlar ve buralarda özgür köylüler yerine, köleleri çalıştırdıkları gibi, tahıl tarımından daha kazançlı bulunan zeytin ve üzüm bağı tarımı ve ticaretine geçmişlerdir. Böylece topraksız kalarak köyde yaşamını kazanmak olanağı bulamayan özgür köylüler kentlere göçerek proletarya sınıfını oluşturmaya başlamışlardı. Böylece Roma’da serüvenci komutanların ücretli ordularının oluşturulmasında ya da hırslı siyasi önderlerin elinde özgürlüklerini para karşılığında satan birer araç konumuna düştüler. Bu askerler artık hizmetine girmiş oldukları komutanlara bağlılık göstermekteydiler.  Sağlam ve onurlu köylü sınıfı kentlerde huzursuzluk etmeni olmuştu. Bu acıklı görünümü bir toprak reformu için savaşım veren Gracchus kardeşlerden Tiberius Gracchus şöyle açıklar: “İtalya’nın vahşi hayvanlarının saklanacak bir yeri, her birinin yatacak ve kaçıp sığınacak bir yeri vardır. Fakat İtalya için savaşan ve ölen erkekler ancak havadan ve ışıktan istifade ediyorlar. Bundan başka hiç bir şeyde hakları yoktur. Yurtsuz ve yuvasız, kadın ve çocukları ile dolaşıp durmaktadırlar. Komutanlar savaşlarda askerleri ecdad mezarlarının ve aile mukaddesatının korunması için düşmana karşı savaşa teşvik ettikleri zaman, yalan söylüyorlar. Zira birçok Romalı ne bir aile sunağına ve ne de ecdad mezarına sahiptir. Daha çok yabancıların lüksü ve zenginliği için harb etmek ve ölmek zorundadırlar. Dünyanın efendisi, hakimi denen kimseler bir kulübeye bile artık malik değillerdir.”  İşte böylece Romalıların askerlik yaşamından ayrılmaları ile lejyonlara, kendilerine vatandaşlık hakkı verilmiş olan eyaletliler geçmiş oldular. Eyaletliler imparatordan (Trainus, Hadrianus, vb.) en küçük subaya kadar orduda bütün önemli konumları elde ettiler.
İmparator Hadrianus,  lejyonlara asker almada yeni bir kural ortaya koydu. Uzun süreden beri Doğu ordusunda özellikle sınır bölgelerinde askeri karargahların bulunduğu yerlerin yerel halkından asker toplanıyordu. Bu yöntem bütün imparatorluk için uygulamaya kondu. Her karargahın bulunduğu yerde o yörenin insanları lejyonlara asker olarak alınabileceklerdi. Böylece lejyon ordusu eyaletleştirildi ve bu da ordu ile yerel sivil halk arasında kuvvetli bağların kurulmasına yol açılmış oldu. Sınır bölgelerinde yerel yeni orduların oluşturulması ile Roma devletinin merkezi bölgesi askersizleştirilmiş ve aynı zamanda imparatorluğun savunması hemen hemen bölgelerin yerli halkından oluşan askeri birliklere terk edilmiş oldu. Sonuçta bu, savunmasız bir duruma getirilmiş olan imparatorluğun ana bölümünün çökmesine neden olmuştu.
Başlangıçta Romalı vatandaşlar egemen tabakayı oluşturduklarından, eyaletlerin yerli halkı uyruk ve eyaletler ise Romalıların yurtlukları (malikaneleri) durumundaydı. İlk zamanlar eyaletler Roma soyluları tarafından acımasızca soyulmuş ve halk köle yerine konmuştu. Vatandaşlık hakkının verilmesi ile durum bütünüyle değişir. Özellikle ikinci ve hatta üçüncü yüzyıllarda eyaletler ekonomik açıdan o derece yükselmişti ki, hemen her eyalet artık kendi tüketim maddelerini üretmiş ve böylece imparatorluğun çekirdeği olan İtalya yarımadasının ticari eşyası için bir pazar olmaktan çıkmıştı. İkinci yüzyıldan başlayarak artık İtalya yarımadası İmparatorluğun merkezi, ana bölgesi olmaktan çıkmıştı. Askeri ve siyasi alanda olduğu gibi, ekonomik ve ticari alanda da üstünlüğü elde etmiş olan eyaletlerin her biri başka dünya görüşüne, başka kültür ve inançlara ve Romalılardan başka yaşam tarzına sahiptiler. Bunlar, çok defa kendi geleceklerinin güvencesini, yapılacak değişiklerde görerek hareket etmişlerdir. Eyalet kökenli imparatorlardan Traianus ve Hadrianus’un izlemiş oldukları siyaset bunu açıkça gösterir. Suriye sülalesinden gelen imparatorlar ise, gerçekte Kartacalı oldukları için, Romalıların çıkarlarını gözetmek şöyle dursun, Roma-Kartaca düşmanlığını hiçbir zaman unutmamışlar, Romalı olan her şeye karşı müthiş bir kin ve nefret duyarak, artık savunmasız kalan Romalılardan atalarının öcünü almışlardır.



[1] Erzen, Arif, Roma İmparatorluğunun Dağılmasında Eyaletlerin Oynadığı Rol, Belleten, Cilt XXII, Sayı 85, 1958, s. 93-100
[2] Halk tribünü: Halkın haklarını koruyan on kişilik memur grubu; veto hakları vardı.
[3] Legatus: Komutan, imparator vekili, özel devlet görev­lisi. Lejyon komutanı; imparatorluk eyaletinde doğrudan imparatora bağlı vali.
[4] Prokonsül/Propraetor: Bir Roma eyaletini yönetmek için gönderilen validir.
[5] Pontifex Maximus: Baş Rahip; devlet dininin başı. Roma imparatorları da bu unvanı almışlardır.
[6] Roma Lejyonu (Latince Legio, legionis "askere alma", "seçmek" anlamına gelen "legere" fiilinden) Roma Cumhuriyeti ve Roma İmparatorluğu boyunca tüm Roma ordusunu ya da daha dar anlamda ağır piyadeleri kasteden temel askeri birlik.

26 Aralık 2015 Cumartesi

Otuz Altı Savaş Hilesi

Aşağıda yer alan ve “Savaş Hileleri” anlamına gelen stratejemleri inceledikten sonra günümüzde ülkemizin karşılaştığı, özellikle dış politika alanında, sorunları değerlendirmede saha sağlam sonuçlara ulaşabiliriz.  
Otuzaltı Stratejem[1]
“Otuz Altı Savaş Hilesi - Strategem” Çin'nin siyaset, savaş ve sivil ilişkilerde kullandığı bir dizi savaş hilesini gösteren bir çalışmadır. Çoğu kez kullanılan araçlar alışılmışın dışında ya da aldatıcı niteliktedir. “Strategem” ile “strateji” birbirleri ile karıştırılmamalıdır. Strategem bir aldatma, buna karşı strateji ise uzun erimli ya da genel bir plandır. Alman Sinoloji bilgini Harro Von Senger[2], Çince “ji” sözcüğünü strategem olarak çevirmiş. Strategem, savaş hilesi demektir. Ji sözcüğü ise ilk kez, MÖ 5. yüzyılda yaşayan Sun Tzu'nun Savaş Sanatı adlı eserinde geçer. Sözcük eserin ilk bölümünde, “savaş sanatı, yanıltma, aldatma sanatı”, olarak tanımlanır. Üçüncü bölümde ise “düşman ordusunu silah kullanmaksızın zorda bırakmak için en iyi yol" olarak tanımlanır. Sun Tzu, düşman karşısında askeri yoldan elde edilen zafere fazla değer biçmez; ona göre bu yol ancak üçüncü sıradadır. İkinci sıraya, diplomatik araçlara başvurularak kazanılan zaferi koyar. İlk sırayı ise ji yoluyla kazanılan zafer alır. Strategem, dar anlamda hile ya da aniden tasarlanmış bir eylemden planlı olarak düşünülmüş bir eyleme kadar, geniş bir anlam yelpazesine sahiptir. Şu durumlar için söz konusudur: (1) İçinden çıkılması zor görünen, doğrudan bir çıkış yolu bulunamayan durumlar; (2) Karşıdaki kişi tarafından görülmeyen, farkına varılmayan durumlar; (3) Gizli olarak sahneye konulmuş ve bu nedenle çoğu kez tiyatro etkisi yapan, fakat karşıdaki kişinin gerçekmiş gibi etkilendiği durumlar; (4) Sözcüğün en geniş anlamıyla “aldatma” gerektiren durumlar; (5) Uygulayanın amacı bakımından “iyi” görünmekle birlikte karşı taraf için “kötü” olması gerekmeyen ve hatta onun için bile “iyi” sayılabilecek durumlar.
Von Senger'in vurguladığı önemli bir nokta “hile” kavramının Batı'daki ve Çin'deki anlamı, içeriği ve tarihsel gelişiminin farklılığıdır: Çinliler açısından hilenin göstergesi, çok eskiden beri, “aldatma” ve “yalan-dolan” değil, tersine “olağandışılık”tır. Onlara göre hile, bilgelikten çıkar; bu nedenle, hileye özgü olan “olağandışının yaratımı”, bilinçli, entelektüel bir süreçti. Kısacası, “hilebaz” Batıda bir küfürdür, aşağılık bir durumdur, Çin'de ise “ji-bazlık” en üst düzeyde bilgelik anlamına gelir. Eski bir Çin atasözü şöyle der: “Savaşta hiçbir hileyi hor görme.” Bu nedenle stratejemler, askerlik kuramının önemli bir bölümüdür. Savaşan bir komutan inisiyatifi kendi eline geçirmek isterse, düşmanını şaşırtmalarla alt etmeye yönelmek, diğer bir deyişle düşmanın durumunu gözeterek uygulanabilir stratejemler düşünmek zorundadır. Bu onu, kötü bir durumu iyi bir duruma dönüştürmek ve az sayıda bir kuvvetle düşmanın üstün gücüne karşı zafer kazanmak üzere harekete geçirir. Öyle ki, böyle bir stratejemle o komutan, düşmanı askeri güç kullanmaksızın bile dize getirebilir.
Bölüm 1: Kazanan Savaş Hileleri
1. Denizi geçmek için göğü aldat[3] (Deceive the heavens to cross the ocean): Karanlıkta hareket etmek, ıssız bölgeleri işgal etmek veya gizlenmek şüphe uyandırır. Düşmanın önlemlerini azaltmasını sağlamak için açıkta hareket et. Normal faaliyetlerini yürütüyor görüntüsü vererek gerçek niyetini gizle. Amacı gizlemek, rotayı saptırmak. Takiyye stratejemidir.
2. Zhao krallığını kurtarmak için Wei kuvvetlerini kuşat[4] (Besiege Wei to rescue Zhao): Eğer düşman doğrudan saldırıya karşı güçlü ve hazırlıklı ise onun iyi korunmayan değerlerine saldır. Düşmanın açık zaferini, onun korumasız, zayıf yerlerinden birini tehdit ederek yenilgiye dönüştürür. “Savaş suya benzer. Hiçbir belirli biçimi yoktur. Taktiğini düşmanın durumuna göre uygulayan ve zafere ulaşan kişi, tanrılara layık bir iş yapmış sayılabilir.”
3. Ödünç bıçakla saldır (Kill with a borrowed knife): Başkalarını kendi amacın için savaşmaya ikna et ve onların gücünü kendi amacın için kullan. Kendini tehlikeye atmadan birini dolaylı yönden rahatsız etmek. “Kendi gücün sınırlı ise düşmanın gücünü ödünç almalısın. Düşmana zarar veremiyorsan, onu kendi hançeriyle vurmayı denemelisin. Hiçbir generalin yoksa, düşmanın generalini ödünç al. Hiçbir şey yapamıyorsan, hareketsiz kal. Hiçbir çıkış yolun yoksa, düşman eliyle amacına ulaş.”
4. Düşmanı beklerken rahat ol (Wait at leisure while the enemy labors): Savaşa hazırlıkta erken davran. Savaşın yerini ve zamanını seçme avantajını kullan. Düşmanın daha fazla enerji kullanmasını ve tükenmesini sağlarken kendi enerjini koru. Düşman tükenene kadar bekle ve saldır.
5. Yanan evi yağmala (Loot a burning house): Eğer bir ülke iç çekişmelerle uğraşıyorsa, ülke halkı hastalıklar ve açlıkla zayıf düşmüşse, yolsuzluklar ve suçlar artmışsa o ülke dış tehditlerle baş edemez. Böylece, bir mahrumiyetten, bir güçlükten, bir krizden yarar sağlamak için saldırılır.
6. Doğuda gürültü yaparken Batıda saldır (Make a sound in the east, then strike in the west): Her savaşta büyük yarar sağlayan “baskın”, saldırıyı düşmanın en az beklediği yerde gerçekleştirerek sağlanır. Bunun için aldatma önlemlerinin uygulanması ve düşmanın zihninde farklı bir beklenti oluşturulması gerekir. Saldırının gerçek yönünü gizlemek amacıyla, bir başka yönde manevra yapmak.
Bölüm 2: Düşmanla İlgili Savaş Hileleri
7. Hiçbir şeyden bir şey oluştur (Create something from nothing): Aynı sahte hareketi iki defa yap. Birinci ve ikinci harekete tepki gösteren düşman üçüncü sahte harekete karşılık vermede tereddüt edeceğinden üçüncü sahte hareket düşmanı hazırlıksız yakalamak için gerçek saldırıya dönüşmelidir. (a) Bir sahte tehlikeyi öylesine sahnelemeli ki, düşmanın dikkati, ardından gelmekte olan gerçek tehlikeyi sahte tehlike sayacak biçimde çelinmiş ve düşman herhangi bir savunma önlemi almadan kurban durumuna düşürülmüş olsun. (b) Bir sahte senaryoyla düşmanın gerçeği başka türlü algılamasını sağlamak ve bundan yarar sağlamak. (c) Uydurma haber yaymak; düzmece bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek; ortalığa söylentiler yaymak; yalan kampanyası açmak; karalama taktiği gütmek.
8. Yer altı yollarını düşman görecek şekilde onar ama Chencang[5] geçidi boyunca gizlice ilerle (Openly repair the gallery roads, but sneak through the passage of Chencang): Düşmana birleşen iki kuvvetle saldır. Birinci saldırı düşmanın karşılamaya hazır olduğu doğrudan bir saldırı olmalı ikincisi ise düşmanın beklemediği dolaylı bir saldırı olmalı ve bu saldırı düşmanın kendi kuvvetlerini bölmeye zorlayarak yıkımını sağlamalı. (a) Yürüyüş yönünü gizleme. (b) Asıl amacı sıradan bir eylemin ardına gizlemek; normal, alışılmış uygun bir eylemin arkasına, tam tersi bir eylemi gizlemek.
9. Nehrin karşısındaki yangını gözle (Watch the fires burning across the river): Savaşa girmek için düşmanlarının kendi aralarındaki çatışmalarla tükenmelerini bekle; sonra da düşmanlarla tek tek ilgilen. Düşmanın içine düştüğü kriz, güç durum, görünüşte ilgisizce izlenir, bilinçli olarak görmezden gelinir. Daha sonra eyleme geçirilir. Bu, durumu, sonucunu bekleyerek kollama, oyalama hilesidir. “Görünüşte hiçbir şey yapmamak, bir şey yapmanın en yüksek biçimidir.”
10. Hançeri tebessümle gizle (Hide a knife behind a smile): Düşmanın güvenini kazanınca ona karşı gizlice harekete geç. Kötü niyetle dostluk gösterme, güzel sözlerle niyeti gizleme hilesidir.
11. Şeftali ağacını korumak için erik ağacını feda et (Sacrifice the plum tree to preserve the peach tree): Gerektiğinde uzun erimli ve daha önemli hedeflerini gerçekleştirebilmek için kısa erimli ve daha önemsiz hedeflerinden vazgeç. Bir aldatıcı manevra yardımıyla; (a) başkasını kurtarmak için kendini kurban etmek; (b) kendini kurtarmak için başkasını kurban etmek; (c) üçüncü bir kişiyi kurtarmak için birini kurban etmek; (d) çok değerli bir şeyi elde etmek için küçük bir kurban vermek.
12. Keçiyi çalmak için fırsat kolla (Take the opportunity to pilfer a goat): Stratejiyi uygularken, küçük bile olsa ortaya çıkan fırsatlardan yarar sağlayacak esneklikte ol. Bir yarar sağlayacak bir şansı değerlendirmek üzere, psikolojik olarak her zaman ve her yönden hazırlıklı olmak.
Bölüm 3: Saldırı Savaş Hileleri
13. Yılanı ürkütmek için otlara vur (Stomp the grass to scare the snake): Düşmandan niyetini gizleyerek onu tahrik etmek, niyetini ve planlarını anlamak için beklemediği hareketler yapmak.
14. Ölüyü dirilt (Borrow a corpse to resurrect the soul): Amacını gerçekleştirmek için unutulmuş ya da atıl olmuş bir kurumu, düşünceyi, teknolojiyi ya da yöntemi kullan: (a) Geçmişe ait bir şeyi yeni bir amaçla yeniden canlandırmak. (b) Gerçekte yeni olan bir şeyi, eski ve değerli bir şeymiş gibi ileri sürmek. (c) Kendi özel güç alanını oluşturmak için başkasının gücünden yararlanmak.
15. Kaplanı dağdaki inini terk etmesi için ayart (Entice the tiger to leave its mountain lair): Gücünü konumundan alan düşmana onun üstün olduğu yerde doğrudan saldırma. Düşmanı, gücünü oluşturan kaynaklardan uzaklaştırmak ve ona daha elverişli yerde saldırmak için konumunu terk etmeğe ikna et. “Düşmanın üstüne doğruca gitmek tehlikelidir; düşmanın gelmesini sağlamak yarar sağlar.”
16. Tuzağa düşmesi için düşmanını serbest bırak (In order to capture, one must let loose): Sıkıştırılan düşman genellikle ümitsiz de olsa son bir saldırıya geçer. Bunu önlemek için düşmanı hala bir çıkış yolu olduğuna ikna et. Bu onun savaşma gücünü kıracaktır. Ama gerçekte bu çıkış yolunun olmadığını gördüğünde morali tükenecek ve savaşmadan teslim olacaktır. “Zamanı gelmediği sürece hiç kaygıya kapılmamalı ve özel bir çabayla geleceği belirlemeye kalkışmamalı.”
17. Mücevheri elde etmek için tuğlayı uzat (Tossing out a brick to get a jade gem): Düşmanı tuzağa düşürmek için bir yem kullan. Savaşta yem genelde başarı hayalidir. “Her armağan dostluğu pekiştirir.”
18. Düşmanı yenmek için önderlerini ele geçir (Defeat the enemy by capturing their chief): Düşman güçlü ancak askerlerin önderlerine bağlılığı zayıf ise öncelikle önderlerini ele geçir. Bu, düşman ordusunun dağılmasını sağlayacaktır. Düşmanı, seçkinlerini zararsız hale getirerek yok etmek.
Bölüm 4: Kargaşa (Kaos) Yaratan Savaş Hileleri
19. Kazanın altından ateşi çek (Remove the firewood from under the pot): Eğer karşındaki düşman doğrudan çatışma için çok güçlü ise öncelikle onun temel değerlerini yok ederek ve gücünün kaynaklarına saldırarak zayıflat.
20. Sorunlu sularda avlan (Disturb the water and catch a fish): Düşmana saldırmadan önce karmaşa yaratarak onun algılama ve düşünme yeteneğini zayıflat. Amaçlarına ulaşmak için karmaşadan yararlan.
21. Ağustos böceğinin kabuğunu çıkart (Slough off the cicada's golden shell): Eğer yenilme tehlikesi ile karşı karşıya isen ve tek şansın çekilerek yeniden düzenlenmek ise sahte bir görüntü oluştur. Düşmanın bu görüntüye odaklanmasını sağla. Sonra çekil. Sahte tedbirlerle gerçek stratejik amacını gizle.
22. Hırsızı yakalamak için kapıyı kapat (Shut the door to catch the thief): Koşullar kesin sonuç için fırsatlar sunuyorsa, tuzağa düşürdüğün düşmanına bu koşullardan sıyrılma olanağı verme ve savaşı sonuçlandır.
23. Komşuna saldırırken uzaktaki devlet ile dost ol (Be friend a distant state while attacking a neighbour): Genellikle komşu ülkeler birbirlerine düşman olurlar. Uzaktaki ya da aralarında engel olan ülkeler ise ittifak kurabilirler. Bir bölgede en güçlü devlet sen isen bir başka bölgedeki en güçlü devlet değil, aynı bölgedeki ikincil en güçlü devlet senin için en büyük tehdittir. Qin Beyliği’nde yaklaşık MÖ 269 yılında uygulanmıştı.
24. Guo devletini fethetmek için güvenli bir yolu ödünç al (Obtain safe passage to conquer the State of Guo): Ortak bir düşmana saldırırken bağlaşıkların olanaklarını kullan ve düşmanı yenilgiye uğrattıktan sonra bu olanakları geri ver.
Bölüm 5: Zarar Veren Savaş Hileleri
25. Kirişleri ve direkleri çürükleri ile değiştir (Replace the beams with rotten timbers): Düşmanın yapısını çökert. Harekât yöntemlerini etkile. Uyguladığı kuralları değiştir. Onun standart eğitimine ters hareket et. Böylece onun savaşma yapısının esasını oluşturan temel direklerini yok et.
26. Dut ağacını yalnızca keçiboynuzu ağacını lanetlemek için göster (Point at the mulberry tree while cursing the loust tree): Konumları gereği doğrudan çatışmanın olası olmadığı durumlarda başkalarını disiplin altına almak, denetlemek ya da uyarmak için adlarını doğrudan anmadan kıyaslama ve yok etme yöntemleri uygula. Doğrudan çatışmadan kaçınmak için dolaylı yöntemlerle mesajını ver ya da uyar.
27. Aldatmak için budala gibi davran (Feign madness but keep your balance): Niyetlerinin anlaşılmasını önlemek için hareketlerini maskele. Düşmanın senin gerçek yeteneklerini anlamasını engelle. Kendine güveninin artmasını ve böylece savunma önlemlerini azaltmasını sağla. Sonra da saldır.
28. Düşmanın tırmanınca merdiveni çek (Remove the ladder when the enemy has ascended to the roof): Yemlerle ve aldatmalarla düşmanı tuzağa düşür. Sonra da ulaştırma hatlarını ve çekilme yollarını kes. Bu koşullarda düşman hem senin kuvvetlerinle hem de doğa koşulları ile savaşmak zorunda kalacaktır.
29. Ağacı sahte çiçeklerle süsle (Deck the tree with false blossoms): Sahte hareketlerle ve gösterilerle düşmanı yanılt. Değersiz bir varlığı değerli gibi, tehdit olmayan bir unsuru tehditmiş gibi, yararsız bir şeyi yararlıymış gibi göster.
30. Ev sahibinin ve konuğun rollerini değiştir (Make the host and the guest exchange roles): Düşman kamplarına sızarak işbirliği, teslim olma ya da anlaşma istiyor görüntüsü oluştur. Böylece, düşmanın zayıf noktalarını belirle. Düşman gevşeyince onun gücünün kaynaklarına saldır.
Bölüm 6: Umutsuz Savaş Hileleri
31. Düşmanını güzel bir kadınla tuzağa düşür (The beauty trap - honey trap): Düşmanın kampında karışıklık yaratmak için güzel bir kadın gönder. Bu hile üç düzeyde işe yarar: (1) Komutan kadından etkilenerek görevini savsaklar. (2) Askerler arasında rekabet başlar. (3) Düşman saflarındaki diğer kadınlar kıskanarak entrika düzenlemeye kalkarlar. Sonuçta güzel kadın kargaşa yaratır.
32. Boş kent hilesini uygula (The empty fort strategy): Düşman üstün ve zaferi kaçınılmazsa savaşa hazırlanma görüntüsü vermekten vazgeç. Zayıf olduğun, savaş alanını terk ettiğin ve çekildiğin konusunda düşmanını ikna et. Bu durumda düşman zaferden emin olarak rahat hareket edebilir. Saldırıdan vaz geçebilir. Bu durumda düşmanı hazırlıksız yakalayarak saldırabilirsin.
33. Düşman casuslarını düşmanın kampını karıştırmak için kullan (Let the enemy's own spy sow discord in the enemy camp): Gizli yöntemlerle ve rüşvetle elde edilmiş casuslarla düşmanın dostları, bağlaşıkları, danışmanları, ailesi, komutanları, askerleri ve halkı arasında sorunlar yaratarak onun savaşma yeteneğini çökert.
34. Düşmanın güveninin kazanmak için kendini yarala (Inflict injury on oneself to win the enemy's trust): Yaralanmış taklidi yapmanın iki farklı uygulaması olabilir. Birincisinde artık onun için yakın bir tehdit oluşturmadığın konusunda düşman aldatılarak önlemlerini gevşetmesi sağlanabilir. İkincisinde ise ortak bir düşman tarafından yaralandığın görüntüsü vererek düşmanın güveni sağlanabilir.
35. Birbirini bütünleyen savaş hileleri kullan (Chain stratagems): Birbiri peşi sıra bir hileler zinciri gibi farklı strateji hilelerinin uygulanması önemlidir. Aynı strateji içinde farklı planları uygula. Ancak bu durumda hilelerden biri başarısız olursa zincir kırılabilir ve stratejinin bütünü de zora girebilir.
36. Eğer bunların tümü başarısızsa çekil (If all else fails, retreat): Üstün bir düşman karşısında eğer koşullar yenilgiden başka bir seçenek bırakmıyorsa savaşma, teslim olma ve uzlaşma. Çekil ve sonraki savaş için hazırlan. Çünkü çekilmek yenilmek anlamına gelmez. Çekilirsen zafer için yeni bir şans elde edebilirsin.




[1] Kaynak: Karadağ, Osman, Strateji Üzerine Öncü Metinler: Öncüler - 1 Çinliler ve Hintliler, Berikan Yayınevi, Ankara, 2014 s.366-368 ve Ek-F
[2] Senger, H. V., “Savaş Hileleri-Strategemler”, Çeviren: Metin Özbalta, Anahtar Kitaplar, İstanbul, 1995
[3]Bu savaş hilesi Tang İmparatoru Taizong’un 643 yılında bir sefer için zorunlu deniz geçişine gönderme yapar. Komutan Xue Rengui, bu savaş hilesini öğretmek üzere, deniz tutulması korkusundan kurtarmak için açık ve iyi bir havada imparatoru, akıllı bir adamla buluşmak zere davet eder. Onlar karanlık bir tünele girerler ve orada kendilerine ziyafet verilir. Birkaç günlük bir ziyafetten sonra, İmparator duyduğu dalga seslerinden bir gemiye alınarak kandırılmış olduğunu anlar! Komutan perdeyi çekerek denizi gösterir ve denizi geçmiş olduklarını itiraf eder: İmparator sefere devam etmeleri kararını verir ve seferi başarı ile tamamamlarlar.
[4]Savaşan Beylikler döneminde Wei Beyliği, Zhao’ya saldırır ve başkent Handan’ı kuşatır. Zhao Beyliği, Qi Beyliği’nden yardım ister, fakat Qi generali Sun Qin, Wei ordusu ile doğrudan karşılaşmanın akılcı olmadığınu bunun yerine başkente saldırır. Wei ordusu acilen geri çekilir, yorgun birlikler tuzağa düşürülür; Wei generali Pang Juan da çatışma alanından kaçar. Bu çatışma Sun Bin’in Savaş Sanatı’nda da ayrıntılı anlatılır.  Buradaki ana düşünce, kuvvetli bir düşmanla doğrudan savaşmaktan kaçınarak, onun zayıf noktasına saldırmadır.
[5]Bu deyiş Chu-Han çatışmasından kaynaklanır. Orada Liu Bang, Xiang Yu ile karşılaşmaya hazırlanmak için Sichuan topraklarına çekilir. Tam olarak hazırlandığında, daha önce imha ettiği geçit yollarını onartırken, bu yollar yerine birliklerini küçük Chencang kenti üzerinden gizlice Guanzhong’a doğru hareket ettirir. Xiang Yu, Liu Bang’in yolları onarttığı bilgisini aldığında, onarımın tamamlanmasının yıllar alacağını değerlendirerek, önlemi geciktirir. Bu Liu Bang’ın Guanzhong’u tekrar ele geçirmesini ve Han Sülalesi’nin doğumunu sağlar.