Politikada İlke Olmadan Güven Olmaz
Ancak bu esneklik, ilkesizlik anlamına gelmemelidir. Çünkü ilkeleri olmayan
bir politikacı, koşullara göre değil, çıkarlara göre yön değiştirmeye başlar.
Bu sınırı ayırt etmek göründüğünden zordur, çünkü
esneklik ile ilkesizlik dışarıdan kimi zaman birbirine benzer. Max
Weber'in "sorumluluk etiği" kavramı burada aydınlatıcıdır: sorumlu
bir politikacı, eylemlerinin sonuçlarını hesaba katarak yöntemini
değiştirebilir, dahası değiştirmelidir; ama bu hesap, hangi ilkeye hizmet
ettiği sorusunu asla devre dışı bırakmaz. Isaiah Berlin'in değer çoğulculuğu
düşüncesi de benzer bir ayrıma işaret eder: Berlin'e göre özgürlük, adalet,
eşitlik gibi değerler kimi zaman birbiriyle gerilir ve hangisine öncelik
verileceği duruma göre değişebilir — fakat bu, değerlerin hiçbirinin var
olmadığı anlamına gelmez. Yöntemin ve önceliğin değişmesi meşrudur; değerin
kendisinin tamamen terk edilmesi ise değildir. Fark, politikacının "hangi
ilkeye nasıl hizmet edeyim" diye mi, yoksa "bu an bana ne
kazandırır" diye mi sorduğundadır.
Koşullar değişebilir. Yöntemler de değişebilir. Fakat adalet, dürüstlük,
özgürlük ve kamu yararı gibi temel ilkeler günlük hesaplara kurban
edilmemelidir.
Bu ikisi arasındaki fark, pratikte de kendini belli eder.
Tutumunu değiştiren bir devlet adamı, bunu değiştiğinde bile aynı ilkeye
-örneğin kamu yararına ya da adalete- referansla açıklayabilir; "koşullar
değişti, bu ilkeye şimdi bu yöntemle daha iyi hizmet ediyorum" diyebilir.
Fırsatçı bir figür ise her yön değişikliğinde farklı bir ilkeye sarılır, dahası
zaman zaman aynı meseleyi bir gün savunup ertesi gün karşı çıkar; ortak bir
ipliğe bağlı olmayan bu tutarsızlık, zamanla açık biçimde görülür hale gelir.
Halkın bir politikacıya duyduğu güven de tam olarak bu iki örüntüyü ayırt etme
yeteneğinden beslenir.
İlkeler, politikacının yönünü belirleyen pusuladır. Pusulasını yitiren,
yolunu da yitirir.
Burada haklı görünen bir itiraz da düşünülebilir:
katı bir ilkecilik, uzlaşmayı ve pragmatik çözümleri olanaksız kılıp
demokraside felç yaratmaz mı? Bu itiraz, "ilke" ile "esneklik
yokluğu"nu birbirine karıştırdığında haklı görünür. Ama burada savunulan,
her ayrıntıda taviz vermeyen bir katılık değildir; yöntemde uzlaşmak başka,
temel ilkeden vazgeçmek başkadır. Bir politikacı, bir yasanın nasıl
uygulanacağı konusunda esnek olabilir, dahası olmalıdır; ama "adaletin
herkese eşit uygulanması" gibi bir ilkeden esnememelidir. Felç yaratan şey
ilke sahibi olmak değil, hangi ilkenin pazarlık konusu olamayacağını ayırt
edememektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder