Gelişmemenin Yolları
Değerli dostlar üzerinde geçen
yıl çalıştığım bir konuyu bugün sizlerle paylaşmak istedim.
Bir toplumun gelişmemesi için
ille de yoksul olması gerekmez. Zengin olabilir, gökdelenler yapabilir, son
model otomobillere binebilir, dünyanın en yeni telefonlarını, bilgisayarlarını
ve makinelerini kullanabilir. Ama bütün bunlara karşın düşünsel olarak yerinde
sayabilir.
Bunun da yolları vardır.
Çalışmak yerine konuşun.
Üretmek yerine tüketin. Araştırmak yerine bildiğinizi sanın. Sorgulamak yerine
size söyleneni doğru kabul edin. Bilime yeterince kaynak ayırmayın; uzun yıllar
sonra sonuç verecek araştırmaları gereksiz harcama sayın. Paranızı üretime
değil betona, arsaya ve kolay kazanca yöneltin. Tasarrufu yatırım yapmak değil,
döviz ve altın biriktirmek sanın.
Sonra da sorun:
Neden gelişemiyoruz?
Telefonu başkası üretsin,
bilgisayarı başkası geliştirsin, makineyi, otomobili ve ilacı başkası yapsın.
Biz satın alalım. Ama bunları ortaya çıkaran bilimsel merakı, özgür düşünceyi,
araştırma kültürünü, çalışma disiplinini ve hukukun üstünlüğünü örnek almayalım.
Teknolojiyi alalım ama onu
üreten düşünce biçimine uzak duralım. Bilimin ürünlerinden yararlanalım ama
bilimin temelindeki kuşkudan ve sorgulamadan rahatsız olalım. Özgürlükten söz
edelim ama özgür düşünceden ürkelim. Hukuku savunalım ama yalnız bizim
istediğimiz sonucu verdiğinde. Demokrasiyi övelim ama farklı düşünene katlanmayalım.
Eleştiriden söz edelim ama eleştiri bize yöneldiğinde öfkelenelim.
Çağdaş kavramları alalım, sonra
içlerini eski alışkanlıklarımızla dolduralım.
Asıl çelişki de burada başlar:
Sonucu isteriz ama sonucu
doğuran nedenleri istemeyiz.
Bir bilgisayarı satın
alabilirsiniz ama onu mümkün kılan bilimsel birikimi kutunun içinden
çıkaramazsınız. Bir makineyi ithal edebilirsiniz ama onu geliştiren mühendislik
kültürünü gümrükten geçiremezsiniz. Bir ilacı satın alabilirsiniz ama o ilacın
arkasındaki üniversiteleri, laboratuvarları, araştırmacıları ve yıllarca süren
emeği bir gecede kuramazsınız.
Sonuçları satın alabilirsiniz;
nedenleri satın alamazsınız.
Merakı, sorgulamayı, bilimsel
düşünceyi, çalışma alışkanlığını ve özgür araştırma ortamını başka ülkelerden
hazır olarak getiremezsiniz. Bunları kendi toplumunuzda oluşturmak
zorundasınız.
Bunun yerine sorumluyu dışarıda
aramak elbette daha kolaydır. Batı'yı suçlarız, dış güçlerden yakınırız, tarihe
kızarız; olmadı, yazgı deriz.
Elbette dünyada çıkar
çatışmaları vardır. Güçlü devletler kendi çıkarlarını gözetir. Sömürü,
haksızlık ve çifte standart da vardır. Bunları görmemek doğru değildir. Ancak
başkalarının yanlışları bizim yanlışlarımızı ortadan kaldırmaz.
Batı'yı eleştirmek başka
şeydir; orada üretilmiş bilgiyi, yöntemi ve düşünceyi yalnızca kaynağı
nedeniyle değersiz saymak başka. Eleştirdiğimiz toplumların geliştirdiği
teknolojiyi kullanırken o teknolojiyi mümkün kılan düşünce ve çalışma düzenini
görmezden gelmek ise daha büyük bir çelişkidir.
Mesele Batı'yı sevmek ya da
sevmemek değildir. Mesele, bir düşünceyi kimin söylediğine bakmadan
değerlendirebilmek; doğruysa kabul etmek, yanlışsa bizim olsa bile
eleştirebilmektir.
Bunun için insanın önce şu
cümleyi söyleyebilmesi gerekir:
Ben de yanılıyor olabilirim.
Gelişmenin önündeki en büyük
engel her zaman bilgisizlik değildir. İnsan bilmediğini öğrenebilir. Daha
tehlikeli olan, bilmediğini bilmemektir. Ondan da tehlikelisi, bildiğini
sandığı şeyin yanlış olabileceğini düşünmeye bile yanaşmamaktır.
O zaman araştırmaya gerek
kalmaz, soru sormaya gerek kalmaz, eleştiriye gerek kalmaz. Çünkü bütün yanıtların
zaten bilindiğine inanılır.
Toplumlar da böyle durmaya
başlar.
Uygarlık, başkalarının ürettiği
çağdaş araçları satın alabilmek değildir. Daha çok tüketmek, daha büyük binalar
yapmak, daha pahalı otomobillere binmek ya da daha yeni telefonlar kullanmak da
tek başına gelişmişliğin göstergesi sayılamaz.
Gerçek gelişme insanın zihninde
başlar.
Kendi aklını kullanabilmek,
soru sorabilmek, araştırabilmek, bilgi üretebilmek, eleştiriye açık olmak ve
gerektiğinde kendi yanlışını kabul edebilmek gerekir. Bilime değer vermek kadar
bilimin gerektirdiği sorgulama kültürüne de değer vermek gerekir. Hukuktan söz
etmek kadar hukukun herkese eşit uygulanmasını kabul etmek, özgürlüğü istemek
kadar farklı düşünenin özgürlüğünü de savunmak gerekir.
Gelişmenin yolu belki de
sandığımız kadar karmaşık değildir. Biraz daha çok çalışmak, biraz daha az
konuşmak; biraz daha çok araştırmak, biraz daha az hüküm vermek; biraz daha çok
üretmek, biraz daha az tüketmek gerekir.
Bilene saygı duymak, emeğin
hakkını vermek ve yanıldığımızda “Yanılmışız.” diyebilmek gerekir.
Bir de başkalarını suçlamadan
önce kendimize bakabilmek...
Çünkü sürekli başkalarına
bakarsak onların kusurlarını görürüz. Aynaya baktığımızda ise kendi
eksiklerimizi ve nereden başlamamız gerektiğini görme fırsatı buluruz.
Belki de gelişmenin ilk adımı
budur:
Başkalarının ne yaptığına
bakmadan önce, bizim neyi yapmadığımızı kendimize sorabilmek.
Biraz dürüst olabilsek...
Biraz vefalı...
Emeğe, bilgiye ve bilime
hakkını verebilsek...
Kendimizi ne küçümsesek ne de
kandırsak...
Ve hepsinden önemlisi,
kendimize karşı da adil olabilsek...
Belki o zaman “Neden
gelişemiyoruz?” diye sormak yerine, nasıl gelişeceğimizi konuşmaya
başlayabiliriz.
Osman Karadağ
10 Temmuz 2025
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder