30 Ağustos 2026 Pazar

Gelişmemenin Yolları

 Gelişmemenin Yolları

Değerli dostlar üzerinde geçen yıl çalıştığım bir konuyu bugün sizlerle paylaşmak istedim.

Bir toplumun gelişmemesi için ille de yoksul olması gerekmez. Zengin olabilir, gökdelenler yapabilir, son model otomobillere binebilir, dünyanın en yeni telefonlarını, bilgisayarlarını ve makinelerini kullanabilir. Ama bütün bunlara karşın düşünsel olarak yerinde sayabilir.

Bunun da yolları vardır.

Çalışmak yerine konuşun. Üretmek yerine tüketin. Araştırmak yerine bildiğinizi sanın. Sorgulamak yerine size söyleneni doğru kabul edin. Bilime yeterince kaynak ayırmayın; uzun yıllar sonra sonuç verecek araştırmaları gereksiz harcama sayın. Paranızı üretime değil betona, arsaya ve kolay kazanca yöneltin. Tasarrufu yatırım yapmak değil, döviz ve altın biriktirmek sanın.

Sonra da sorun:

Neden gelişemiyoruz?

Telefonu başkası üretsin, bilgisayarı başkası geliştirsin, makineyi, otomobili ve ilacı başkası yapsın. Biz satın alalım. Ama bunları ortaya çıkaran bilimsel merakı, özgür düşünceyi, araştırma kültürünü, çalışma disiplinini ve hukukun üstünlüğünü örnek almayalım.

Teknolojiyi alalım ama onu üreten düşünce biçimine uzak duralım. Bilimin ürünlerinden yararlanalım ama bilimin temelindeki kuşkudan ve sorgulamadan rahatsız olalım. Özgürlükten söz edelim ama özgür düşünceden ürkelim. Hukuku savunalım ama yalnız bizim istediğimiz sonucu verdiğinde. Demokrasiyi övelim ama farklı düşünene katlanmayalım. Eleştiriden söz edelim ama eleştiri bize yöneldiğinde öfkelenelim.

Çağdaş kavramları alalım, sonra içlerini eski alışkanlıklarımızla dolduralım.

Asıl çelişki de burada başlar:

Sonucu isteriz ama sonucu doğuran nedenleri istemeyiz.

Bir bilgisayarı satın alabilirsiniz ama onu mümkün kılan bilimsel birikimi kutunun içinden çıkaramazsınız. Bir makineyi ithal edebilirsiniz ama onu geliştiren mühendislik kültürünü gümrükten geçiremezsiniz. Bir ilacı satın alabilirsiniz ama o ilacın arkasındaki üniversiteleri, laboratuvarları, araştırmacıları ve yıllarca süren emeği bir gecede kuramazsınız.

Sonuçları satın alabilirsiniz; nedenleri satın alamazsınız.

Merakı, sorgulamayı, bilimsel düşünceyi, çalışma alışkanlığını ve özgür araştırma ortamını başka ülkelerden hazır olarak getiremezsiniz. Bunları kendi toplumunuzda oluşturmak zorundasınız.

Bunun yerine sorumluyu dışarıda aramak elbette daha kolaydır. Batı'yı suçlarız, dış güçlerden yakınırız, tarihe kızarız; olmadı, yazgı deriz.

Elbette dünyada çıkar çatışmaları vardır. Güçlü devletler kendi çıkarlarını gözetir. Sömürü, haksızlık ve çifte standart da vardır. Bunları görmemek doğru değildir. Ancak başkalarının yanlışları bizim yanlışlarımızı ortadan kaldırmaz.

Batı'yı eleştirmek başka şeydir; orada üretilmiş bilgiyi, yöntemi ve düşünceyi yalnızca kaynağı nedeniyle değersiz saymak başka. Eleştirdiğimiz toplumların geliştirdiği teknolojiyi kullanırken o teknolojiyi mümkün kılan düşünce ve çalışma düzenini görmezden gelmek ise daha büyük bir çelişkidir.

Mesele Batı'yı sevmek ya da sevmemek değildir. Mesele, bir düşünceyi kimin söylediğine bakmadan değerlendirebilmek; doğruysa kabul etmek, yanlışsa bizim olsa bile eleştirebilmektir.

Bunun için insanın önce şu cümleyi söyleyebilmesi gerekir:

Ben de yanılıyor olabilirim.

Gelişmenin önündeki en büyük engel her zaman bilgisizlik değildir. İnsan bilmediğini öğrenebilir. Daha tehlikeli olan, bilmediğini bilmemektir. Ondan da tehlikelisi, bildiğini sandığı şeyin yanlış olabileceğini düşünmeye bile yanaşmamaktır.

O zaman araştırmaya gerek kalmaz, soru sormaya gerek kalmaz, eleştiriye gerek kalmaz. Çünkü bütün yanıtların zaten bilindiğine inanılır.

Toplumlar da böyle durmaya başlar.

Uygarlık, başkalarının ürettiği çağdaş araçları satın alabilmek değildir. Daha çok tüketmek, daha büyük binalar yapmak, daha pahalı otomobillere binmek ya da daha yeni telefonlar kullanmak da tek başına gelişmişliğin göstergesi sayılamaz.

Gerçek gelişme insanın zihninde başlar.

Kendi aklını kullanabilmek, soru sorabilmek, araştırabilmek, bilgi üretebilmek, eleştiriye açık olmak ve gerektiğinde kendi yanlışını kabul edebilmek gerekir. Bilime değer vermek kadar bilimin gerektirdiği sorgulama kültürüne de değer vermek gerekir. Hukuktan söz etmek kadar hukukun herkese eşit uygulanmasını kabul etmek, özgürlüğü istemek kadar farklı düşünenin özgürlüğünü de savunmak gerekir.

Gelişmenin yolu belki de sandığımız kadar karmaşık değildir. Biraz daha çok çalışmak, biraz daha az konuşmak; biraz daha çok araştırmak, biraz daha az hüküm vermek; biraz daha çok üretmek, biraz daha az tüketmek gerekir.

Bilene saygı duymak, emeğin hakkını vermek ve yanıldığımızda “Yanılmışız.” diyebilmek gerekir.

Bir de başkalarını suçlamadan önce kendimize bakabilmek...

Çünkü sürekli başkalarına bakarsak onların kusurlarını görürüz. Aynaya baktığımızda ise kendi eksiklerimizi ve nereden başlamamız gerektiğini görme fırsatı buluruz.

Belki de gelişmenin ilk adımı budur:

Başkalarının ne yaptığına bakmadan önce, bizim neyi yapmadığımızı kendimize sorabilmek.

Biraz dürüst olabilsek...

Biraz vefalı...

Emeğe, bilgiye ve bilime hakkını verebilsek...

Kendimizi ne küçümsesek ne de kandırsak...

Ve hepsinden önemlisi, kendimize karşı da adil olabilsek...

Belki o zaman “Neden gelişemiyoruz?” diye sormak yerine, nasıl gelişeceğimizi konuşmaya başlayabiliriz.

Osman Karadağ

10 Temmuz 2025

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder