Kamu Görevlisinin Gerçek Hesabı
Asıl ölçü şudur: Aradan yıllar geçtikten sonra, o kararlar torunlarının
önüne konulduğunda, onlar bu kararlardan utanacak mı, yoksa onur mu duyacak?
Max Weber'in ayrımıyla söylersek, bu soru "sorumluluk etiği" ile
"kanaat etiği" arasındaki farkı hatırlatır. Kanaat etiği, bir eylemin
niyetindeki saflıkla yetinir; sorumluluk etiği ise o eylemin sonuçlarını ve
zaman içindeki yankısını da hesaba katmayı gerektirir. Torunların önüne konan
karar testi, tam da bu ikinci etiğin uzantısıdır: Niyetin değil, sonucun ve
geride bırakılan izin sınavıdır.
Hannah Arendt'in "kötülüğün sıradanlığı"
kavramı, bu testin neden bu kadar gerekli olduğunu gösterir.
Arendt, Eichmann'ı Kudüs'te izlerken çarpıcı bir gözlemde bulunmuştu: en büyük
zararların çoğu zaman canavarca niyetlerden değil, "yalnızca emirleri
uyguladığını" ya da "yalnızca kuralı yerine getirdiğini"
söyleyen sıradan bürokratların düşünmeksizin işleyişinden doğduğunu
belirtmiştir. Bir kamu görevlisi, "kural buydu", "amirim öyle
istedi" ya da "prosedür böyleydi" diyerek vicdani sorumluluktan
kaçabileceğini düşünebilir. Ancak torunların önüne konan karar testi, tam
olarak bu kaçış yolunu kapatır: gelecek kuşaklar, "kural neydi" diye
sormaz; "bu karar doğru muydu, adil miydi" diye sorar. Kurala
uygunluk, vicdani hesaptan muafiyet sağlamaz.
Çünkü kamu görevi geçicidir. Makamlar değişir, unvanlar unutulur. Fakat
dürüstlükle ya da haksızlıkla alınmış kararlar, tarihin ve vicdanın
kayıtlarında yaşamayı sürdürür. Cicero, De Officiis'te devlet adamının görevini
bu çerçevede tanımlar: kişisel çıkarın değil, ortak iyinin (res publica)
gözetilmesi. Osmanlı devlet geleneğindeki "adalet mülkün temelidir"
ilkesi de benzer bir uyarı taşır. Düzen ve otorite, ancak adaletle kalıcı
olabilir. Yetki geçicidir; geride bıraktığı iz kalıcıdır.
Bu izin zaman içinde nasıl değiştiğine ilişkin tarih çok
sayıda örnek sunar. Bazı yargıçların ya da devlet adamlarının, kendi
dönemlerinde tartışmalı ya da hatta eleştirilen kararları, zamanla -özellikle o
kararın adaleti ya da uzak görüşlülüğü ortaya çıktıkça- toplumsal hafızada
itibar kazanmıştır; buna karşılık, dönemlerinde alkışlanan bazı kararlar ise
zamanla, verdiği zararlar ya da içerdiği haksızlıklar netleştikçe utanç
kaynağına dönüşmüştür. Bu tersine dönüşler, kamu görevlisinin kararını yalnızca
"o günün onayına" göre değil, zamanın sınamasına dayanacak biçimde
almasının neden bu kadar önemli olduğunu gösterir. Anlık popülerlik ile kalıcı
itibar, çoğu zaman aynı şey değildir.
Konfüçyüs'ün junzi (erdemli insan) anlayışında da yönetici, gücünü değil,
örnekliğini kalıcı kılmakla yükümlüdür. Bir yöneticinin asıl sınavı, görev
başındayken değil, görevden ayrıldıktan sonra nasıl anıldığıdır. Bu bakış, John
Rawls'ın "cehalet peçesi" düşüncesiyle de örtüşür. Adil bir karar,
kararı alan kişinin kendi konumunu bilmediği varsayımsal bir noktadan
bakıldığında da savunulabilir olmalıdır. Torunların önüne konan karar da benzer
bir peçe işlevi görür; verildiği andaki çıkar ilişkilerinden ve hiyerarşik
baskılardan arınmış bir gözle değerlendirilir.
Burada haklı bir itiraz da düşünülebilir:
gelecek kuşaklar, o dönemin koşullarını, baskılarını ve bilgi sınırlarını tam
olarak bilemez; dolayısıyla geçmişi bugünün ölçütleriyle yargılamak haksızlık
olmaz mı? Bu itirazda gerçek bir haklılık payı vardır: tarihsel bağlamı
görmezden gelen bir yargı, adaletsiz olabilir; bilgi ve imkanların sınırlı
olduğu bir dönemde alınan kararı, sonradan ortaya çıkan bilgiyle eleştirmek bir
ölçüde haksızlıktır. Ancak bu itiraz, testin özünü çürütmez; yalnızca
uygulanışını inceltir. Torunların önüne konan karar testi, "o dönemde
bilinmesi olanaksız olanı bilmeliydin" demek değildir; "o dönemde
bildiğin ve elindeki imkanlarla, dürüstçe ve vicdanlı davrandın mı"
demektir. Bilgi sınırlılığı bir mazeret olabilir; fakat bilinçli haksızlık,
kayırma, yalan ya da kamu yararını gözardı etme, hiçbir dönemin koşuluyla
açıklanamaz. Fark, neyin bilinmediğinde değil, bilinenle nasıl
davranıldığındadır.
Bir kamu görevlisinin en büyük sorumluluğu, geride utanılacak değil, onur
duyulacak bir iz bırakmaktır.
10 Temmuz 2024
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder