Saygınlık Makamla Değil, Hizmetle Kazanılır
Weber'in tipolojisindeki diğer iki otorite biçimi, bu
sınırı daha da netleştirir. Geleneksel otorite, bir kişiye soyu, statüsü ya
da yerleşik göreneğin ona tanıdığı konum nedeniyle itaat edilmesidir; karizmatik
otorite ise kişinin olağanüstü nitelikleri, sözü ve kişisel çekiciliğiyle
kendiliğinden kazandığı bağlılıktır. Yasal-ussal otorite, bu ikisinden farklı
olarak kişiye değil, tümüyle sisteme ve kurala bağlıdır — ve tam da bu nedenle
en kırılgan olanıdır: kural kişiyi korusa da, kişiye duyulan gerçek bir
bağlılık üretmez. Machiavelli, Prens'te bu meseleye taban tabana zıt bir açıdan
yaklaşır: ona göre bir yönetici için sevilmek mi yoksa korkulmak mı daha
güvenlidir sorusuna, ikisi bir arada olmadığında korkulmanın daha güvenli
olduğunu söyler. Konfüçyüs'ün örneklikle yönetme anlayışı ile Machiavelli'nin
korkuya dayalı güvenlik anlayışı, insanlık tarihinin bu konudaki iki kutbunu
oluşturur. Ancak ikisinin de üstünde durduğu ortak bir gerçek vardır: yalnızca
yasal yetkiye, yani makamın kendisine dayanan bir itaat, en zayıf ve en geçici
olanıdır; kişi makamı kaybettiği an, bu itaat da beraberinde sona erer.
Gerçek saygınlık, makamın arkasına sığınarak güç gösterisi yapmakla değil;
halkın ve ülkenin yararını gözeten adil, dürüst ve vicdanlı uygulamalarla
kazanılır. Konfüçyüs'ün junzi, yani erdemli insan anlayışı da bu ayrımı temel
alır. Konfüçyüs'e göre bir yönetici, halkını korkuyla değil örneklikle
yönetmelidir. Kendini doğru kılan bir yöneticinin emir vermesine gerek kalmaz;
kendini doğru kılamayan bir yönetici ise emir verse de itaat göremez. Bu
anlayışta saygınlık, makamın sağladığı bir ayrıcalık değil, kişinin erdemiyle
her gün yeniden kazandığı bir değerdir.
Makamlar geçicidir. Yasaların verdiği yetkiler de görev süresiyle
sınırlıdır. Ama kamu yararı için alınan doğru kararlar ve sergilenen erdemli
tutumlar, insanların belleğinde uzun yıllar yaşamaya devam eder. Roma
cumhuriyet geleneğindeki auctoritas ile potestas ayrımı bu noktada
aydınlatıcıdır. Potestas, bir makamdan doğan resmi yetkiyi; auctoritas ise
kişinin toplum gözünde kazandığı manevi ağırlık ve itibarı anlatır. Roma'da bir
kişi makamını kaybettiğinde potestas sona ererdi; fakat gerçek bir auctoritas
kazanmışsa, bu itibar görevden ayrıldıktan sonra da sürerdi. Cicero'nun
görevden düştükten sonra bile Roma politikasında sözünün dinlenmesi, bu ayrımın
somut bir örneğidir.
Bu ayrımın tersi de tarihte sıkça görülür.
Bazı Roma imparatorları veya yüksek makam sahipleri, görevdeyken güçlü bir
korku ve itaat uyandırmış, fakat makamlarını kaybettikleri ya da öldükleri anda
toplum belleğinde hızla silinmiş, dahası bazı durumlarda adları resmi
kayıtlardan dahi çıkarılmıştır — Roma'da buna damnatio memoriae, yani
belleğin lanetlenmesi denirdi. Buna karşılık, George Washington gibi bazı
devlet adamları, elindeki muazzam gücü kendi isteğiyle bırakarak, tam da bu
gönüllü elden çıkarma jestiyle kalıcı bir itibar kazanmıştır; gücü
bırakabilmesi, gücü elinde tutmasından daha çok saygı uyandırmıştır. Bu
örnekler, auctoritas'ın makamdan bağımsız, dahası zaman zaman makamın terk
edilişiyle daha da güçlenen bir değer olduğunu gösterir.
İnsanlar unvanları değil, o unvanların nasıl taşındığını hatırlar. Marcus
Aurelius'un Kendime Düşünceler'de kendine hatırlattığı gibi, bir imparatorun
elindeki güç, ona erdemli olma zorunluluğunu ortadan kaldırmaz; tam tersine,
gücün büyüklüğü erdemin sınanma alanını büyütür. Bir kamu görevlisinin gerçek
sınavı, kimsenin onu hesaba çekemeyeceği bir konumdayken bile doğru davranıp
davranmadığıdır. Çünkü o andaki tutum, yasanın değil, karakterin yansımasıdır.
Burada haklı bir itiraz da düşünülebilir:
sonuçta erdem tek başına hiçbir şeyi değiştirmez; bir kararın uygulanabilmesi
için makamın sağladığı güce ve yetkiye ihtiyaç vardır. Bu açıdan bakıldığında,
makam da saygınlığın gerekli bir parçası sayılmaz mı? Bu itiraz kısmen
haklıdır: erdemli bir niyet, uygulama gücünden yoksunsa yalnızca iyi bir dilek
olarak kalabilir; bu nedenle makam, erdemin topluma yansımasını sağlayan
gerekli bir araçtır. Ancak bu itiraz, makam ile saygınlığı birbirine
karıştırır. Makam, erdemin uygulanabilmesi için gereklidir; fakat
saygınlığın kaynağı değildir. Aynı makamı iki farklı kişi taşıyabilir —
biri onu adaletle, diğeri kendi çıkarı için kullanabilir — ve toplum bu ikisini
aynı gözle görmez. Demek ki makam, erdemin önünü açan bir imkandır; ama
saygınlığı üreten, bu imkanın nasıl kullanıldığıdır. Nitekim tam bu yüzden
Cicero'nun sözü makamsızken de dinlenirken, nice makam sahibinin sözü
makamdayken bile karşılık bulmaz.
21 Kasım 2024
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder