Geç Gelen Çiçeklenme Üzerine
Son yıllarda zihnimi meşgul eden bir benzerlik var: doğadaki bazı yaşam biçimleri ile insanın yaratıcı zamanları arasında kurduğum sessiz bir paralellik.
Bazı bitkiler vardır; örneğin agave americana, uzun yıllar boyunca görünürde büyük bir değişim göstermeden yaşar, enerji biriktirir. Sonra, yaşam döngüsünün ileri bir evresinde olağanüstü bir çiçeklenme üretir. Biyolojik bir zorunluluk, evrimsel bir ritim. Ancak bu çiçeklenme yalnızca görsel bir şölen değildir; bitkinin ömrü boyunca topraktan, güneşten ve rüzgardan aldığı ne varsa, tek bir anda dünyaya geri vermesidir. Öz suyunu tüketirken geriye binlerce tohum bırakır. Belki de bu, bencilce bir var olma çabası değil, evrene duyulan köklü bir vefa borcunun ödenmesidir. Karya'nın o asırlık zeytin ağaçlarında tanık olduğum, toprağın altındaki sessiz ve sabırlı kök hareketinin bir başka çehresidir bu.İnsanda da, dikkatle bakınca, benzer bir ritmin izleri görülebilir.
Yaşamımın üçüncü çeyreğini devirmek üzereyim. Son on altı yılda çeşitli konularda (yönetim, tarih, strateji, din, insan düşüncesi, felsefe vb.) on dört kitap yazdım. Evet, emekli olduğum için zamanım var; ama 74 yaşımdan sonra hiç düşünmediğim bir alanda, şiirde üretmeye başladım. Geçmişte düz yazının, analitik düşüncenin ya da strateji danışmanlığının o rasyonel mimarisiyle taşları üst üste koyarken, şimdi sözcüklerle kurduğum ilişki tümüyle değişti.
Şiir, yaşamın uzun yıllar boyunca biriktirdiği o devasa tortunun damıtılmış özüymüş. Gençlikteki coşkulu patlamaların aksine, bu yaşta dizeler daha serbest, daha doğrudan ve yoğun bir durulmaya işaret ediyor. Sözcüklerin en azıyla, hakikatin en yalın haliyle konuşma çabası bu.
Bunu geç kalmışlık olarak görmüyorum. Birikimin geç açılan, kendi mevsimini bulan bir ifadesi olarak kavrıyorum.
Yine de kendime dürüst olmak isterim: bu üretkenliğin altında, farkında olmadan, bir iz bırakma kaygısı da olabilir mi? Unutulmama isteği, bu yoğun üretimi kısmen besliyor olabilir mi? Bunu tam olarak bilemiyorum. Ancak artık bunu bir zayıflık olarak değil, zamana karşı bir köprü kurma arzusu olarak görmeyi tercih ediyorum. Geride bıraktığımız sessizlikleri sözcüklerle doldurmak, bizden sonra o sessizlikte yürüyecek olanlara birer işaret bırakmaktır.
Zaman, düz bir çizgi değil; her döngüde bizi başka bir derinliğe taşıyan bir spiral gibi döner. Kimi zaman uzun bir iç birikim dönemi olur; dışarıdan sakin, durağan görünen. O sessizliğin içinde bir şeyler toplanır: deneyim, gözlem, anı, düşünce. Ve bir noktadan sonra sözcükler kendi yolunu bulur — kanıtlama zorunluluğundan sıyrılmış, yalnızca "olmanın" getirdiği hafiflikle.
Belki de mesele erken ya da geç olmak değildir. Mesele, birikimin kendi zamanını bulmasıdır.
Kimi zaman insan, doğadaki bazı sessiz ritimlere şaşırtıcı derecede yaklaşabilir.
Esenlikle
Osman Karadağ
26 Haziran 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder