Eski
Kimliğe Karşı Sertleşmek: Geçmişle Hesaplaşma Üzerine
Tarih okumalarım sırasında dikkatimi çeken bir olgu
vardı: Din değiştiren bazı kişiler, eski dininden olanlara karşı, o dine
doğuştan bağlı olanlardan bile daha sert davranabiliyordu. Aynı durum yalnız
din değişiminde değil; ideoloji dönüşümlerinde, devrim süreçlerinde, dahası
günümüzde bir politik partiden ayrılıp başka bir partiye geçen kişilerde de
kendini gösteriyor. Çoğu zaman en ağır eleştiriyi, bir zamanlar aynı safta
duranlar dile getiriyor.
Bu elbette evrensel bir yasa değildir. İnancını, dünya
görüşünü ya da politik tercihini değiştirdiği halde eski çevresiyle saygılı
ilişkisini sürdüren pek çok insan vardır. Söz konusu olan, tarihte ve günümüzde
sıkça rastlanan toplumsal ve ruhbilimsel bir eğilimdir; kesin bir kural değil,
farklı dönemlerde tekrar tekrar karşımıza çıkan bir olgudur.
Bir
açıklama denemesi
Bu davranışı tek bir nedenle açıklamak mümkün değildir.
Ancak ruhbilimin ve toplumbilimin geliştirdiği bazı kuramlar, bu eğilimi
anlamaya yardımcı olabilir.
Bu açıklamalardan biri, bilişsel uyumsuzluk
kuramıdır. İnsan, uzun süre doğru bildiği bir inancı terk ettiğinde, geçmişiyle
bugünü arasında bir gerilim yaşayabilir. Bu gerilimi hafifletmenin yollarından
biri, eski düşünceyi olduğundan daha yanlış ya da daha değersiz görmeye
başlamaktır. Böylece kişi, yeni tercihinin doğruluğunu hem kendisine hem de
çevresine kanıtlama gereksinimi duyabilir.
Bir başka etken, yeni kimliği benimsetme isteğidir. Yeni
bir topluluğa katılan kişi, artık o topluluğun gerçek bir parçası olduğunu
göstermek isteyebilir. Bunun en görünür yollarından biri, eski grubuna belirgin
bir mesafe koymak, dahası zaman zaman ona karşı sertleşmektir. Böyle bir tutum,
yeni grubun güvenini kazanma çabasının bir yansıması olarak görülebilir.
Aşırı telafi mekanizması da bu süreçte etkili olabilir.
Kişi geçmişte savunduğu düşünceler nedeniyle pişmanlık duyuyorsa, bunu yeni
görüşüne olağanüstü bir bağlılık göstererek dengelemeye çalışabilir. Zamanla,
bir dönem karşı çıktığı düşüncenin en ateşli savunucularından biri haline
gelebilir.
Toplumbilim de benzer bir çerçeve sunar. Tajfel ve
Turner'ın geliştirdiği Toplumsal Kimlik Kuramı, insanların bağlı oldukları
grubun değerini yükseltme eğiliminde olduklarını ortaya koyar. Bunun
yollarından biri de "biz" ile "onlar" arasındaki ayrımı
keskinleştirmektir. Eski grubundan ayrılan kişilerde bu ayrım kimi zaman daha
belirginleşebilir.
Tarihsel ve toplumsal koşullar da bu davranışı
etkileyebilir. Yeni bir dinin, ideolojinin ya da politik hareketin kendisini
tehdit altında hissettiği dönemlerde, sonradan katılanların bağlılıklarını
kanıtlama baskısı artabilir. Dolayısıyla bu olguyu yalnız bireysel ruhbilimle
değil, içinde bulunulan toplumsal ortamla birlikte değerlendirmek gerekir.
Tarihten
örnekler
Bu eğilim yalnız kuramsal açıklamalarda değil, tarih
boyunca birçok örnekte de karşımıza çıkar.
On beşinci yüzyıl İspanyası'nda Engizisyon'un başındaki
Tomás de Torquemada'nın kendisinin de converso — yani sonradan Hıristiyanlığa
geçmiş bir aileden geldiği yönünde eski bir iddia vardır. Ancak bu iddia,
dönemin converso tarihçisi Hernando del Pulgar'a dayanır ve günümüz
araştırmacıları bunu kesinleşmiş bir bilgi olarak kabul etmez. Buna karşılık,
kimliği tartışmasız biçimde converso olan birçok kişinin, yeni dinlerine
bağlılıklarını eski dinlerine karşı gösterdikleri sert tutumlarla ortaya
koymaya çalıştıkları dönem kaynaklarında sıkça dile getirilmiştir.
Fransız Devrimi'nde Joseph Fouché, gençliğinde rahiplik
eğitimi almış bir oratoryen olarak yetişmişti. Devrimle birlikte saf
değiştirdiğinde ise kilise karşıtı "dinsizleştirme" kampanyalarının
en acımasız yürütücülerinden biri oldu; Lyon'daki toplu idamların
örgütlenmesinde önemli rol oynadı.
Sovyet tarihinde de benzer bir örnek görülür. Andrey
Vışinski, başlangıçta Menşevik saflarında yer almış, daha sonra Bolşeviklere
katılmıştı. 1930'ların Moskova duruşmalarında başsavcı olarak, bir zamanlar
aynı devrimci gelenekten gelen eski Bolşevik önderleri en ağır suçlamalarla
yargılayan kişi oldu.
Yirminci yüzyılda Whittaker Chambers da dikkat çekici bir
örnektir. Bir dönem Sovyetler Birliği için gizli çalışan eski bir komünist olan
Chambers, daha sonra Amerika Birleşik Devletleri'nin en tanınmış komünizm
karşıtlarından biri haline geldi. Alger Hiss hakkında verdiği ifade, Soğuk
Savaş'ın simge olaylarından biri olarak tarihe geçti.
Kimi tarihçiler, bu tür örneklerde yeni kimliğe
bağlılığın görünür biçimde ortaya konulmasının da etkili olmuş olabileceğini
ileri sürer.
Bu örnekler, aynı eğilimin farklı çağlarda ve farklı
koşullarda tekrar tekrar ortaya çıkabildiğini gösterir.
Aynı
kimliğin mirası
Bu olgu yalnız din değiştirmede değil; devrimlerde,
ideolojik dönüşümlerde, bir topluluktan ayrılanlarda ve politik saf
değiştirenlerde de karşımıza çıkar. Kuşkusuz bunun birçok istisnası vardır.
Ancak tarih, en sert hesaplaşmaların çoğu zaman birbirini hiç tanımayan
insanlar arasında değil, bir zamanlar aynı kimliği paylaşmış kişiler arasında
yaşandığını gösterir.
Belki de bunun temelinde şu gerçek vardır: İnsan kimi
zaman yalnız eski grubuyla değil, kendi geçmişiyle de hesaplaşır. Bu nedenle
verdiği mücadele, dışarıdan göründüğünden çok daha kişisel ve çok daha
yoğundur.
Belki de bu yüzden tarihin en sert mücadeleleri,
birbirine en yabancı insanlar arasında değil; bir zamanlar aynı kimliği
paylaşmış insanlar arasında yaşanır. Çünkü insan geçmişinden bütünüyle
kurtulamaz; kimi zaman onunla hesaplaşırken en sert darbeyi yine kendi eski
benliğine indirir.
Kaynakça
Allport, G. W. (1954). The Nature of Prejudice. Reading,
MA: Addison-Wesley.
Erikson, E. H. (1968). Identity: Youth and Crisis. New
York: W. W. Norton.
Festinger, L. (1957). A Theory of Cognitive Dissonance.
Stanford: Stanford University Press.
Fromm, E. (1941). Escape from Freedom. New York: Farrar
& Rinehart.
Hogg, M. A., & Abrams, D. (1988). Social
Identifications. London: Routledge.
Tajfel, H. (Ed.). (1982). Social Identity and Intergroup
Relations. Cambridge: Cambridge University Press.
Tajfel, H., & Turner, J. C. (1979). "An
Integrative Theory of Intergroup Conflict." In W. G. Austin & S.
Worchel (Eds.), The Social Psychology of Intergroup Relations.
Turner, J. C., Hogg, M. A., Oakes, P. J., Reicher, S. D.,
& Wetherell, M. S. (1987). Rediscovering the Social Group. Oxford: Basil
Blackwell.
Osman Karadağ
5 Temmuz 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder